Anadolu Vakfı İzmir Şubesi İftarda Dostlarla Buluştu

Vakfımız İzmir Şubesinin Geleneksel İftarı 16/06/2017 Cuma Günü Kemalpaşa Ege Nif Kadırga Restoran’da yapıldı.  200 Üzerindeki vakıf dostu ile gerçekleşen iftarda Genel Merkezimiz Genel Başkanımız Hayrullah BAŞER ve mütevelli heyet üyesi Yozgat Eski Milletvekili ve Diyanet işleri Eski Başkan Yardımcısı Mehmet Çiçek temsil etti.

İftarımıza İzmir Bölge Adliyesinden, Ege ve Katip Çelebi Üniversitelerinden ve değişik sivil toplum kuruluşlarından, değerli dostlarımız da teşrif ettiler.

İftar öncesi Kuran’ı Kerim tilaveti ve dua yapıldı.

İftardan sonra ilk konuşmayı Sayın Genel Başkanımız Hayrullah BAŞER yaptı.  Ülke meselelerine  ve  dünyanın durumuna değinen Genel Başkanımız son 2-3 yılda ülkeyi karış karış gezdiklerini, en son birkaç gün önce Güneydoğu’da iftarlar yaptıklarını, buradan da Çoruma gideceklerini belirtti ve Güneydoğu izlenimlerinden örnekler verdi. Ülkemizdeki ahlakilik sorununa değinen Başer, sorgulayan bir din anlayaşına ve üretime olan ihtiyacın üzerinde durdu.

Genel Başkan Başer’den sonra söz alan Vakıf Mütevelli Heyet Üyesi Mehmet ÇİÇEK’de Ramazan ayının bereketi ve bu ayda yapılması gerekenler üzerinde uzun bir konuşma yaptı.

Misafirlerden Ege Üniversitesi  Kalp Damar Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr.Tahir YAĞDI’da zamanı kullanma, Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Blimleri Fakültesi Dekani Prof.Dr.Bumin DÜNDAR’da çalışmanın üzerinde durdu.

Son konuşmayı Vakıf Mütevelli Üyesi ve İzmir Şube Başkanı Av.Mevlüt EVREN yaptı. Evren’ni konuşma metni aşağıdadır.

DEĞERLİ DOSTLARIM !

Teşriflerinizden dolayı hepinize teşekkür ederim. Böylesine anlamlı bir ayda insanın sevdikleriyle, dostlarıyla birlikte olmanın oluşturduğu hazzın tarifi mümkün değildir.

Bu ayı anlamlı kılan bizi iki cihanda mutlu kılacak evrensel ilkelerin yer aldığı, duvara astığımız ısrarla anlamını anlamak istemediğimiz Yüce kitabımızdır.

Bu Ramazanı Rabbimiz kitabımızla buluşmayı, anlamayı ve hayatımıza tatbik etmeyi vesile kılar inşallah.

Değerli dostlar bugün dava arkadaşlarım ve tarafıma sık sık sorulan bir soruya cevap vermeye çalışacağım.

Muhatap olduğumuz soru şudur. Size kısa yoldan şan, şöhret, mal, ikbal sağlayacak siyaset yapma imkanı varken neden vakıf hizmetini tercih ettiniz.

 Öncelikle şunu söylemeliyim ki siyaset -bugün ne şekilde yapılırsa yapılsın-  asla ve kat’a önemsenmeyecek dudak bükülecek bir alan değildir. Asli işlerdendir ve bir menfaat beklenmeksizin sırf Vatan için, Millet için, Allah için siyaset yapan arkadaşlarımız çok mübarek bir iş yapmaktadırlar ve Rabbimizden kendilerine yardım etmesini tüm kalbimle niyaz ederim.

Değerli dostlarım!

Şu da bir diğer gerçektir ki siyaset bir üst kurumdur. Alt yapısı yoksa istenilen neticeyi vermesi de oldukça zordur. Türkiye 15 yıldır içimizden çıkan, bizimle aynı kaygıları taşıyan, aynı idealleri paylaşan, hatırı sayılır bir kısmın iyi niyetinden dürüstlüğünden şüphe etmediğimiz muhafazakar siyasi bir ekip tarafından yönetilmektedir.

Geçen 15 yıllık sürede bayındırlık, sağlık, teknik vs. alanlarda çok büyük mesafeler kat edildiği vatandaşlarımızın çoğunluğunun kabulü olup bu nedenle iktidar her seçimde yerini korumaktadır.Ancak iktidara mensup olan arkadaşlarımızda dâhil hangimiz geçen 15 yıllık sürede Türkiye’nin

1-   Daha ahlakileştiğini   

2-   İdealist, dürüst insanların sayısının ,

3-   Okuma oranının ,

4-   İlmi çalışmaların , merhametin, sevginin, muhabbetin daha da arttığını,

5-   Uyuşturucu kullanım oranının,

6-   Toplumun temeli olan ailelerde ki boşanma oranlarının ,

7-   Toplumumuzu tahrip eden nifakı yolsuzluk, haksızlık, adam kayırmanın daha azaldığını

8-   Adaletin daha hızlı ve adil hale geldiğini hangimiz iddia edilebilir?

                         Değerli dostlarım !

Amacım burada siyaset yapmak,  siyaseti veya iktidarı itibarsızlaştırmak değildir. Yukarıdaki olumsuzluklardaki tüm günahın siyasilere yüklenmesini adaletle bağdaştırmam. Burada ortaya koymaya çalıştığım şey siyasetin ancak alt yapısının olması halinde güzel sonuçlar vereceğini ortaya koymaktır.

Olaya bu açıdan bakılırsa vakıf, dernek vb. sivil toplum çalışmalarının ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Nitekim halk nazarında asla iktidar yapılmayan gayrimilli düşüncenin sivil toplum kuruluşları ve bunların etkisi altındaki medyanın ülkemizde çok yakın zamana kadar gizli iktidar olması bu  düşüncemizin açık tezahürüdür.  

Böylesine önemli bir görevi olan sivil toplum kuruluşlarının, başarılı olabilmesi için bu misyona uygun formatta yapılması lazım.

Öncelikle misyon yani vazife nedir? İsterseniz onu anlamaya çalışalım.

İçinde bulunduğumuz dünya tam Orhan Gencebay’ın “Batsın bu dünya” dedirtecek türdendir. Haksızlığın, zulmün, fitnenin, kinin, dalaverenin hâkim olduğu bir dünyadır. Dünyaya hâkim olan Batı alemi bu argümanlarla yeni dünyayı idare etmektedir. Kendi dışındaki diğer insanların mutsuzluğu , gözyaşı üzerine kurduğu, sadece kendi insanına mutluluk ve refah sağlayan bir düzen. Biz ağladığımız için onlar gülüyor, biz açlık çektiğimiz için onlar tok, biz huzursuz olduğumuz için onlar huzurlu,  biz köle olduğumuz için onlar efendi.

Böyle değerler üzerine inşa edilen Batı medeniyetleri tüm insanlığa barış, huzur, mutluluk, tokluk getireceğini herhalde kimse iddia edemez.

Peki yaratan insanı mutlu olsun diye yarattığına, bunu için birçok peygamberler, kitaplar gönderdiğine göre yani insanın evrensel mutluluğunu kim gerçekleştirecektir?

Batıya taş çıkartan zenginliğe sahip olmasına rağmen, kendi din kardeşlerine dahi hayrı olmayan, ABD’ nin kuklası  Suudi Arabistan mı? Mezhebini dinleştirerek diğer dinlerdeki insanları bir tarafa, kendi mezhebinden olmayan dindaşlarına dahi kindar, kirli oyunlarla  Batıyı aratmayan İran mı? Demokrasi tomurcuğunu açmadan solduran Mısır mı ?  Kendi iç barışını dahi sağlayamayan Mısır, Pakistan, Afganistan, Cezayir mi ? Dünyanın merkezinden uzak Endonezya mı, Malezya mı? Petrol gelirinde başka geliri olmayan suni devletler mi?  Karnını dahi doyuramayan Afrika ülkeleri mi?

       Değerli dostlarım!

Böyle büyük bir davayı ancak bu konuda referansı olan böyle bir davası olan büyük millet yapabilir. İşte bu büyük millet Türk üst kimliği altında toplanan Türk, Kürt, Laz, Çerkez vs. tüm unsurlarıyla şu yiğit ve cefakar, insani değerlerini yitirmemiş, merhameti sevgiyi gönlünden atmamış Anadolu insanıdır.

        Değerli dostlarım !

Takdir edersiniz ki böyle bir dava sloganlarla yürümez hamasetle hayat bulmaz.

Öncelikle bu büyük ideali kendine dava edinecek yiğit bir kadroya ihtiyaç vardır. Bu kadro yiğit olduğu kadar ilimle, ehliyetle de donatılmış olmalıdır.   Bu kadro insanlığa sunacak modeli önce mikro alanda yani kendi içinde yaşamalıdır. Ehliyet,  liyakat,  istişare, hürriyet, sevgi, merhamet, fedakarlık önce burada filizlenmelidir, buradan dünyaya yayılmalıdır.

İşte böyle bir davaya göre yapılması gereken resmi yapılanma dışındaki sivil toplum kuruluşlarımız yani vakıflarımız, derneklerimiz, tarikatlarımız, cemaatlerimiz üzülerek söylemek gerekir ki ne böyle bir davaya sahipler, ne de böyle bir yapılanmaya. Bireyin köleleştirdiği; ırsiyetin, riyakatın önüne geçtiği; şeyhin, liderin kerametin, hikmetinin şurayı katlettiği; tekrarlanan eski fikirlerin yeni fikirleri doğmadan boğduğu; sloganların muradı tuş  ettiği;  icadın, teknolojinin adının dahi anılmadığı; estetiğin, sanatın, haramlaştığı; insanların Allah’a değil kula kul olmakla övündüğü; geniş manada ümmet şuurunun adının bile anılmasının engellendiği yapılanmalar bu yüce görevi ifa bir yana anlaması bile mümkün değildir.

Mezkur sivil toplum kuruluşları bu haliyle siyaseti etkilemekte, kendine benzetmekte ve insanlığın son umudu güzel ülkemiz bu kısır döngüde hergün umut olmaktan çıkmaktadır. İlmin, ehliyetin, istişarenin, demokrasinin esamesinin okunmadığı  derneklerimiz, vakıflarımız, tarikatlarımız, cemaatlerimiz bu haliyle toplumumuzun dertlerini çözecek çözüm yolları üretmek bir yana Yüce kitabımızda sık sık  tenkit  edilen geçmişin kutsamanın  bayraktarlığını yapmakta, yaradanın dertlerimize çare olması için gönderdiği dini ütopyalaştırarak hayatın dışına  itmektedir. Çare olması gereken dinimiz bu haliye birliğimize ve gelişmemize en büyük engel olabilmektedir.

Elbette ki herkesi aynı kefeye koymak mümkün değildir. Yukarıdaki olumsuzluklardan arınmaya çalışan, yeni oluşumların sayısının her gün artması mutluluk vermesine rağmen halen hayatın her alanına hükmedecek, bütüncül bir medeniyet anlayışından daha çok uzak olmaları da içimizi karartmaktadır.

İşte ANADOLU EĞİTİM KÜLTÜR VE BİLİM VAKFINI farklı kılan, bir medeniyet iddiasına, bir medeniyet projesine sahip olmaya çalışmasıdır.  Katedeceği mesafe çok çok uzun olmasına rağmen bu davanın dillendirilmesi bile büyük bir mesafe kabul edilmelidir.

Vakfımız işte böyle bir medeniyet projesini canlandırma   iddiasını ortaya atarken buna uygun şekilde teşkilatlanmakta, karizmatik liderliği değil kadroyu öne çıkarmakta, geçmişi tekrar değil yeni fikirler peşinde koşmakta, düşünce dünyamızın inşasına fayda sağlayacak eserler yayınlamakta, ilmi ve alimi im   rehber edinmektedir.

         Değerli Dostlarım!

 Takdir edersiniz ki böyle zorlu bir görev  üç beş  insanın başarabileceği bir iş değildir. Bu ateş hepimizi yakmalı, bu davaya hepimiz omuz vermeliyiz.

         Ekmek, su, hava kadar size ihtiyacımız vardır. Bu davanın seyirciden çok katılımcıya ihtiyacı vardır. Her birimizin yapacağı bir iş muhakkak vardır.

       Bu nedenle tüm insanımızı etnik kökleri, dini, mezhebi ne olursa olsun bu davada asli unsur olarak yer almaya çağırıyoruz.

       Öncelikle gönlünüze, sevginize talibiz. Kardeşliğinize talibiz. Siz olmadan bu işi başaramayacağımızın bilincindeyiz. Bu davanın başarısız olması halinde fatura hepimize çıkacaktır. Sorumlulukta,  hak nazarındaki mükafatta hepimizindir.

        Gelin bu şerefli mücadeleyi beraber yürütelim. Yürütelim ki geriye çocuklarımızın neslimizin insan gibi yaşayabilecekleri bir dünya kalsın.

Bu duygularla hepinizi tekrar selamlarım. Allaha emanet olun.    

 

             Mevlüt EVREN Anadolu EKB Vakfı

Mütevelli Heyet Üyesi ve İzmir Şube Başkanı

Fotoğraf Galerisi: