Darbe Teşebbüsü Analizi

 Hayrullah Başer

15 Temmuz Cuma günü gece saatlerinde başlatılan darbe teşebbüsünü yapanlarca, devletin önemli kurumları ve milletin üzerine bombalar yağdırılarak; kan, gözyaşı akıttığı, şehitler, yaralılar verdiğimiz, büyük maddi ve manevi zararlar meydana getiren felaket bastırıldı. Şehitlere rahmet yaralılara acil şifalar dileriz. Milletimize geçmiş olsun.

Darbenin bastırılmasında, milletimizin büyük kahramanlığı, fedakârlığı, silahlı kuvvetlerimizin komuta kademesinin ve vatansever asker ve polisin canhıraş direnişi, gayreti, Cumhurbaşkanı ve siyasilerin dik duruşu, medyanın samimi tavrıyla, Allah’ın yardımıyla ilahi takdir yerini buldu. Bir felaket önlendi. Allah’a sonsuz şükürler olsun.

Bu olay gösterdi ki; dini bir cemaat görüntüsü ile yola çıkan bu hareketin, makam-mevki, mal-mülk, iktidar hırsı içinde, ilkelerinden koparak, savunduğu değerlerden nasıl uzaklaştığına ve milletinin üzerinde silahlarla ölüm kusacak derecede uluslar arası güçlerin maşası olmaya nasıl dönüştüğü, canavarlaştığına şahit oluyoruz.

Bugün başta iktidar olmak üzere, sorumluluk mevkiinde bulunan tüm kurum ve kuruluşların en öncelikli görevi olayın ateşini söndürmek olmalıdır. Sonra da gelecekte bu ve benzeri felaketlerle karşılaşmamak adına, buraya nasıl gelindiğinin, değişimin, uluslar arası güçlerin nasıl maşası haline gelindiğini doğru okumak ve gelecekle ilgili kararlar almak,  projeler ortaya koymak hepimizin görevidir. Başta iktidarın öncelikli ve ihmale gelmez sorumluluğudur.

Akademisyeni, bürokratı, tüccarı, siyasetçisi, emniyet mensubu, askeri sivili olarak, emek verdiğimiz bu milletin evlatları uluslar arası güçlerin maşası olan bir hareketin emrine nasıl girdi. Cumhurbaşkanı, Genel Kurmay Başkanı, Kuvvet Komutanlarının Emir Subayları, Özel Kalem Müdürleri mevkiine kadar sızan bu şahıslar; millete ölüm kusan bir iradenin emir eri haline getirildi. Son güne kadar kendilerini bu denli saklayabildiler.

Olayı doğru okumak, değerlendirmek, çözüm üretmek zorundayız.

Darbe teşebbüsünü doğru değerlendirebilmek için ise, teşebbüsün faili olan hareket’in bugüne gelişinin seyrini de iyi tahlil etmek gerekir.

GÜLEN HAREKETİNİN GELİŞİM SEYRİ

Fethullah Gülen1970 yıllar Nurcu ekibinden ayrı bir çalışma başlatıyor. Görünen yüzüyle daha çok eğitim ağırlıklı, sempati uyandıran, hizmet ve ibadet esaslı bir gençlik yapılanması olarak başlıyor. Farklılığı hissedilecek şekilde, itaat kültürüne dayalı bir yapılaşma.

1980 İhtilalinden sonra, genel olarak ülkede, 80 öncesi terör olaylarına bulaşan gençlik hareketine nazire edercesine sufi gençlik çalışmaları görüyoruz. İşte bu dönemde Gülen hareketi ANAP iktidarının, okul-dershane-yurt-ev gibi eğitim faaliyetleri ve sempati uyandıran tavırlarıyla ciddi ve önemsenecek derecede desteklerini aldılar.  Hatta bu dönemde özellikle işadamlarının, himmet toplantılarıyla, eğitim faaliyetlerine büyük desteğini aldılar. Böylece büyük nispette ticari yapılaşmaya girdiler. İşte bu himmetlerle elde edilen maddi imkânlar, siyaset dışı söylemleriyle oluşturulan okul-dershane-yurt ve ev çalışmalarıyla, zeki öğrencileri tespit ve burslarla onları kazanarak itaat kültürü terbiyesinden geçirerek, üniversite tahsilinden sonra, istedikleri istikamette kamu ve özel sektörde yapılaşmaya başladılar.

Bu dönemde Fethullah Gülen Papalık gibi (size, misyonunuza destek için buradayım dediği) diğer dinlerin temsilcileri ve uluslar arası kuruluşlarla temastadır. Dinler arası diyalog ve o istikamette çalışmaları; eğitim kurumları -Türkiye’nin himmet sermayesi ve yetiştirdiği öğrenciler, öğretmen ekibi- ile uluslar arası platforma çıkışı yine o yıllardadır. Nerdeyse her ülkede okullar açıyor. 28 Şubat yöneticilerinin de desteğini aldığı gibi, toplumun her kesiminin sempatisini kazandığı, herkesin himmetinin, zekâtının, kurbanının, bağışının, hayrının nerdeyse tek merkezi haline geliyor. Maalesef bu harekete;  devlet, bürokrasi, akademi ve ticari alanındaki bütün yatırım faaliyetlerine, iktidar ve muhalefeti destek olmuştur. İTAAT kültürüyle yetişmiş POTANSİYEL, uluslar arası güç olarak bir Gülen Hareketi vardır artık.

Ak Partinin 2002 yılında iktidarına geldiğinde durum buydu. İlk Ak Parti iktidarından itibaren enteresan bir hükümet yapısı vardır. İşte bugünü iyi analiz açısından bu noktayı doğru okumak gerekir. O’da şudur. İktidar, tabiri yerindeyse, Ak Parti ile Cemaatler arasında paylaşılmıştır. Türkiye’de ilk defa cemaatler iktidarda bakanlıkları paylaşan bir durumdadır artık. Bunu hep beraber yaşadık. Yaşamaya devam ediyoruz.

Ayrıca devletin, Adalet, Dışişleri, İçişleri, Milli Eğitim, Diyanet, Yök gibi kurumları, Üniversiteler, medya, Belediyeler v.b. kurumlarda, özellikle Gülen hareketinin sanki bugüne gelişini hazırlayan tüm kamu imkânları mevki-makam-ihale- imar gibi konularda bütün kapılar açıldı, destek verildi.

Gülen hareketi öyle bir güce ulaştı ki, daha 2005 yıllarında dost sohbetlerinde cemaatin toplum ve devlet hayatındaki yapılanması, bir müddet sonra Ak Parti veya başka siyasi hareketlere, sosyal-kültürel faaliyetlere gerek bırakmayacağı tamamen gülen hareketinin elinde olacağı, 2010 yılına gelindiğinde ise iktidar edenlerin hareketin her isteklerini yapmaya mecbur oldukları iddialı şekilde konuşuluyordu.

Bu konularda iktidar mensupları uyarıldığında, bunlardan zarar gelmez, alınları secdeye gelen insanlar bunlar dendi!

DARBE GELİYORUM DİYOR

2012 yılına gelindiğinde, iktidarla cemaat arasında MİT başkan olayıyla ipler koptu. Dershanelerin kapatılması, gezi olayları ve sonunda 17-25 Aralık olaylarıyla başbakanı da hedef alan hesaplaşma başladı. Gülen hareketi iktidarın icraatlarına tavır kaymaya başladı.              

Zaten hesap baştan beri Tayyip Erdoğan’laydı. İktidar yolsuzluk iddialarına duyarsız tavrıyla, ona imkân hazırladı. Hareket, HSYK. daki gücüyle iktidarı salladı. Hareket artık açık, uluslar arası aktif ve siyasi güç olmaya soyunmuştu.

2013    Hesaplaşma başlamıştı. Ancak, Gülen hareketi mensuplarının takiyeci tutum ve tavırları, hukuki zeminde bu yapının tasfiyesini zorlaştırdı. İktidarın elini ayağını bağladı. Gülen hareketi ise menfi çalışmalarına fütursuz ve masumane devam ediyordu.  

Yargı- Silahlı Kuvvetler- Üniversiteler vb. kurumlardaki elemanlar şura toplantısı ve Yargıtay-Danıştay yasasıyla tasfiyeye çalışması, Cumhurbaşkanını uluslar arası güçlerce tasfiyesi kararı, darbenin zeminini oluşturdu. 15 Temmuz gecesi harekete geçildi.

SONUÇ

Yukarıda kısmen özetleyebildiğimiz hususları hep beraber yaşayarak bu güne geldik. 15 Temmuz darbe teşebbüsü eyleminin bir daha yaşanmaması için gelinen bu durumdan ders almak zorundayız. Geldiğimiz sonuç da şudur.

Cemaatlerin siyasete sokulmasıyla, takvaya dayanan cemaat kültürü yerine çıkar ilişkilerinde ahlakı, hukuku bile yok sayan (cemaat menfaatiyle meşrulaştıran), ülkemizde geçmişte halk eğitimi ocağı olan cemaat anlayışının içi boşaltılmıştır. Her türlü haksızlık, yolsuzluk cemaat menfaati adına yapılınca meşruiyet kazandırılmıştır.

Devletin meşru hiyerarşik yapısı; bir şahsa mutlak itaati esas alan, kutsayan dini ve kültürel anlayışla paralel bir hiyerarşinin yolu açılmıştır.

Paralel yapı diye adlandırılan bu hiyerarşiye bağlı olanlar, ne Cumhurbaşkanı’nı ne Genel Kurmay Başkanı’nı ne Diyanet İşleri Başkanı’nı sıralı amirlerini ve üstlerini dinlemeyen; asker, siyasetçi, bürokrat ekipler maalesef kendi elimizle ve desteğimizle bu noktaya gelmiştir.

Uluslar arası aktör konumuna gelerek, uluslar arası güçlerle müttefik olmuş ve kullanılmışlardır.

ŞİMDİ NE YAPMALIYIZ?

1)     Biran önce darbe teşebbüsüne kalkan ekibin failleri eksiksiz tespit edilerek yakalanarak, yargıya teslim edilmeli, suhulet sağlanarak, toplumun normal hayata dönüşü sağlanmalıdır. Mücadele hukuk zemininde ve öç alma refleksine girmeden yapılmalıdır. 

2)     Bundan böyle, devlet mekanizmasını benzer organizasyonlara fırsat vermeyecek bir anlayış, eğitim ve kültür politikası hayata geçirilmelidir. Bilim ve bilimsel düşünceye öneme veren, istişare-müzakere kültürüne, araştırma kültürüne sahip, ötekileştirmeyen, hiçbir ehli kıbleyi tekfir etmeyen, kalbini, beynini birilerine ipotek etmeyecek bir eğitim sistemi vakit geçirmeden hayata geçirilmelidir.

3)     Toplumun darbelere karşı, milli irade desteği devam ettirilmelidir. Her türlü ajitasyona prim verilmemelidir.  

4)     Bu anlayışta proje üreten Sivil Toplum Kuruluşlarının önü açılmalı, işbirliği sağlanmalıdır.

5)     Toplumun her kesimini, hayatın her alanında kucaklayan yeni bir MEDENİYET idealinde birleştirmek temel çözüm yoludur.

6)     Bu konuda en büyük sorumluluk toplumu yöneten siyaset kurumunundur, iktidarındır.  Ayrıca herkes gücü nispetinde bu sorumluluktan kaçmamalı, kaçmamalıyız. Millet asıl bu uzun soluklu yolda birlikte olmalıdır.

7)     İşte o zaman birliğin, gelişmenin, kardeşliğin, adaletin, barışın yolu açılır. Millet ve Devlet yeniden bu badirelerden ve felaketlerle karşılaşmaz.

İnşallah, geleceğin iyi olacağı ümidiyle, şehitlerimize rahmet yararlılarımıza acil şifa dileriz.

İnanıyorum, milletimiz ve devletimiz yaşayacak, düşmanları kahrolacaktır.

Ey Millet Haydi Nöbete.

Av. Hayrullah BAŞER

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Başkanı