Emekli Vali Kadir ÇALIŞICI Konferansı

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı’nın bu haftaki Cumartesi Sohbetleri Programında Emekli Vali Kadir ÇALIŞICI 28.02.2015 Cumartesi günü "28 Şubat Süreci ve Yaşadıklarımız" konulu konferans verdi.


Sn. Kadir ÇALIŞICI katılımcıları selamlayarak konuşmasına başladı, lise yıllarında tanıdığı YMM Hareketi sayesinde yüksek öğrenim döneminde Ankara'da sahipsiz kalmadığını vurgulayarak konuşmasına başladı. 

 Sn. ÇALIŞICI konuşmasına şöyle devam etti:

"Adıyaman Valisi iken 28 Şubat'ı yaşadım. Darbelere alışık bir milletiz. Eski Türkler döneminde darbe yaşandığı gibi Osmanlılarda da yaşandı. "Hoşafın Yağı" bahane edilerek traji komik Yeniçeri Ayaklanması yaşanmıştır.  İlk darbe Edirne'de Fatih Sultan Mehmet'in çocuk yaşta tahta geçmesi nedeniyle yaşanmış ve  bu durum 11. Murat'ın tekrar tahta geçmesiyle sonuçlanmıştır.

İlkokul yıllarında babamın ağladığına şahit olduğumda çok şaşırmıştım. Koca Ahmet hiç ağlarmıydı?! Sebebini sorduğumda "demirgıratı devirmişler" dedi. Hiç anlam verememiştim ve böylece ilk darbeyle ilk defa karşılaşmış oldum.

Afyon'da ortaokul yıllarında bana harçlık vermek için yanıma gelen babamın söylediği "Yunan Gâvuru nu mu kovdunuz da bayram yapıyorsunuz" sözü nedeniyle götürdüklerinde  3 ay haber alamamıştık. Üç ay sonra geldiğinde Koca Ahmet bitmişti.  27 Mayıs 1960 Darbesi'nde babamla darbeyi yaşamış olduk.

27 Mayıs 1960 ihtilâl i bütün kötülüklerin anası olmuştur. Ordu nun içini ihtilal heveslileri sarmış ve bir daha düzen tutmamıştır.

12 Eylül 1980 ise emir komuta zinciri içinde olması nedeniyle farklıdır. K.Maraş, Çorum, Malatya olaylarında siyasiler tedbir almakta aciz kalmışlardır. Cumhurbaşkanı seçiminde 6 ay sürede seçilememiş ve nafile turlarla uzlaşamamanın örneği TBMM'de verilmiştir. O sürede ise her gün sokakta 5-6 kişi anarşinin kurbanı olmaktadır. 10 Eylül 1980 günü ölen sayısı 37 kişi idi. Ülke yönetilemiyordu ve ülkeyi Ordunun yönetmesi ortamı ve fırsatı veriliyordu. Siyasilerin bu fırsatı vermemesi için ülkeyi iyi yönetmeleri lazımdır.

28 Şubat Darbesi "Post Modern Darbe" olarak adlandırılmıştır. Daha önceki darbeler NATO ve  ABD destekli iken, 28 Şubat darbesi İSRAİL destekli bir darbe olduğu iddia edilmektedir. Çevik Bir   ABD'de bunun ödülünü almıştır.

Darbeler genelde bir eksen kayması tehlikesi  bahanesiyle yapılmıştır. 28 Şubat için başörtüsü, Kudüs Günü Kutlamaları gibi çok sebep sayabilirsiniz ama; bana göre esas sebep  N. Erbakan'ın İslam Ülkeleriyle D-8 adıyla bir birlik kurma teşebbüsüdür.

28 Şubat diğer darbelerden ayıran Batı Çalışma Grubu (BÇG) illegal çalışmalarıdır. BÇG' nin Çevik Bir'e ait bir düşünce olduğu söyleniyor. BÇG vasıtasıyla 6 Milyon insan fişlenmiştir. Valilere kadar izleme fişleme yapılmıştır. O dönemde valiler, çocukların isimlerine göre,  eşinin başkalarıyla dans edip etmediğine kadar  traji komik sorgulamalara tabi olmuşlardır.

BÇG Başbakan Mesut Yılmaz'ın döneminde legal konuma gelmiştir.

Adıyaman valisi olduğum dönemde Menzil Grubu hakkında İçişleri Bakanlığınca istenen bilgi için ilgili birimlerden istediğim yazının altına imza attım. Bir yöneticinin eşinin başı açık olmasına rağmen "daha önce başı açık mıydı? Sorgulaması yapılmıştı ve ben "Evet,  başı açıkmış" cevabını vermiştim.  Bu kişi bugün bir yerde genel müdür görevindedir. Ben 28 Şubat'ı Adıyaman'a hissettirmemeye, yaşatmamaya çalıştım. Ama Allah bir daha o günleri yaşatmayalım, diyorum. Ülkemizi yönetenlerin ülkeyi iyi yönetmesi lazım. Yöneticilerin söylediklerine dikkat etmesi lazım.

Bu coğrafyada caydırıcı bir gücünüz olmazsa yaşatmazlar. Bu nedenle Ordumuzun güçlü olması lazımdır. Bizim ordumuz Milli Ordudur, bizim çocuklarımızdır, paralı askerler değildir. Devletle silahlı kuvvetler arasında birlik beraberlik olmalıdır.

Bir de sivil topluma çok görevler düşüyor. Demokrasilerde sivil toplum siyasi partilerden daha önemlidir. Siyasi partiler bazen demokrasiyi yozlaştırabilmektedirler. Bu nedenle sivil gruplara, vakıflara, derneklere önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Yasalar, yönetmelikler, mevzuat katıdır, yüreksizdir, ruhsuzdur, duygusuzdur. Ülkeyi yasa ve yönetmeliklere göre yönetemezsiniz. İnsanların  gönlünü işin içine katmak, vatandaşın içinde olmak lazım.

Devlete yakışan hak, hukuk ve adalettir. Adalet yerine getirilmeden hiç bir sorun çözülemez. Adalet olmadan, Devlet ruhu alınmış cesettir.

Beni ortaokul yıllarında okuduğum beynime çakılan bir yazıdaki olaydan bahsetmek istiyorum;

 Alman Kralı Şarlken bir köyü gezerken bir köylünün hayvanlarını çok beğeniyor ve soruyor:  "Bunları sen mi besledin, diyor.  Köylü "evet" diyor. Kral Şarlken, "ben şimdi bunlardan beğendiklerimi almak istiyorum" diyor. Köylü, "hayır, alamazsın" diyor. Kral birkaç sefer isteğini tekrar edince aynı cevabı alıyor ve Kral Şarlken, "neden alamam" diye soruyor.

Köylü, "Berlin'de hakimler var" diyor.

Bizim de "Hakimler var!" diyeceğimiz günler olur inşallah. Buna ihtiyacımız var.

Adaletin tecellisini sağlayacak bir adalet mekanizmasına ihtiyacımız var. Bugün, Adalet mekanizmasında seçim olması sonucunda birbirini karalayan, iftira atan insanlar  konumuna getirdi. Benim yaşadığım il'de hakimler ve savcılar ikiye ayrılmış durumdadır. Hükümet yanlıları ve pareleller... Çok yazık!

 

Fotoğraf Galerisi: