İçsavaş Darbesi

Osman ARSLAN

15 Temmuz’da en uzun geceyi yaşadık. Ancak Hollywood’un ‘derin darbe’ türü filmlerinde senaryo olabilecek akıl almaz bir çılgınlıktı yaşananlar. Kâbus gibiydi. Kesin inançlı, aklı ve vicdanı alınmış, ‘avatar’lar gibi davranan üniformalı bir grup, milletin emaneti silahlı gücünü, gayrı nizami ve gayrı hukuki biçimde meşru idareye ve meşruiyetin kaynağı halka doğrultmuştu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Halkı direnişe geçirten iki önemli kırılma noktası yaşandı: Genelkurmay Başkanı’nın rehin alınmış olmasının sarsıcılığı ve Cumhurbaşkanı’nın mücadele çağrısı yapması!

SEBEPSİZ VE MEŞ’UM

Çok kutuplu terörle mücadele eden orduda, kafası başka şeyler için çalışan bir grup vardı demek ki. Suriye’de savaş sürerken, terörle mücadele hat safhadayken, Türkiye’nin güvenliği tehlike altındayken, ülke için savaşmayı değil Ankara’yı vurmayı düşünüyordu demek ki bazı subaylar. Dünyada krizler dolanırken ekonomi ayakta duruyor, yatırımlar yatırımları izliyor, halk siyasal iradesini net olarak ortaya koymuş, siyasal istikrar ve toplumsal huzur devam ediyorken, Anayasal düzen ayakta iken neyin darbesi olabilirdi? Önceki darbelerin hepsinde –bütün kabul edilemezliğine rağmen- toplumda karşılığı olan bir sebep varken bu sefer yoktu. Belli ki, dar bir grup kendi emelleri için ülkeyi esir almaya yeltenmekteydi.  Bu, ancak işgal gücünün yapacağı bir girişim olabilirdi. Meş’um girişimin milletin anlayabileceği bir makul sebebe sahip olmadığı açıktı.

İÇSAVAŞ VE DIŞ MÜDAHALE

ABD subayları ile darbe hazırlığı için İncirlik’te 12 toplantı yapılmış. ABD’nin darbecilerin jetlerine havada yakıt ikmali yaptığını gördük. Yine kazanacak tarafı görene kadar hükümeti destekleyen bir açıklaması olmadı ABD’nin. Eğer kışlalarda tutulan tanklar çıksaydı, kışlalara kapatılan askerler sokaklara inseydi ve mühimmat dolu gemiler engellenmeyip İstanbul’a ulaşsaydı milyona yakın ölüden bahsedebilirdik. Eğer darbe başarılsaydı 1000 kadar yerde bomba patlatılıp iç savaş çıkartılacaktı.  Bu, amansız bir iç savaş demekti. İç savaşın tarafı ülkenin iki silahlı gücü olunca savaşı durduracak bir güç kalmamış, NATO el koymaya gelmiş olacaktı.

NEDEN 15 TEMMUZ?

Bu kadar Müslüman kanı akıtılacak darbenin 15 Temmuz günü yapılacak olması da tesadüf olamaz. 15 Temmuz 1099 Cuma günü Birinci Haçlı ordusu Kudüs’e girmiş, yeryüzünün en vahşi katliamını yapmış, Kudüs sokaklarında akan Müslüman kanları nehir olmuştu. Bu ayrıntıyı, bu girişimde bulunanların düşünmesi bile mümkün değil! Bu tarihi belirleyen, “Müslümanlardan intikam aldıkları” gizli mesajını vermek isteyen birileri olmalıdır! Piyonlar görünse de, arka plandaki asıl beyin hiç şüphesiz onlardır.

ASIL AMAÇ İÇSAVAŞ

Darbeyi planlayanlar, eğer başarabilselerdi ele geçen belgelerde yapacaklarından anlaşılan senaryo o ki bir iç savaşa düşecektik. Başarısız olsalar da iç savaşın fitilini ateşlemiş, ülkedeki silahlı iki gücü birbirine düşürmüş olacaklardı. Dolayısıyla şunu tespit etmeliyiz: Bu kalkışmanın amacı hükümeti devirmekten ibaret değildir; asıl hedefi iç savaş çıkarmaktır. Kurumlara, güvenlik güçlerine, halka, meclise ve meslektaşlarına gözlerini kırpmadan ateş açmaları bundandır. O nedenle ülkeyi sakınacağımız asıl tuzak iç savaş oyunudur.

Fakat istedikleri gibi olmadı. Asker ve polis ayrışmadı; anında, bir gecede, askerde ve poliste vatanseverler ve hainler ayrışımı gerçekleşti. Vatanseverler birleştiler. Ne orduya kin, ne de polise kutsama oldu. Halk sahneye çıktı ve ülkesine sahip çıkan tarihi duruşunu sergiledi. Allah bu kendine adanmış milletin yüzüne baktı. Belki de bu kadar milyon mağdur Suriyeliye gönlünü açmış hamiyetperver bir milleti, yaptığı bu ‘salih’likler hürmetine korudu.

O gece, her noktada hainler de vardı, kahramanlar da. Her birisi kırılma noktaları olan kritik aşamalarda vatansever duruşlarıyla tarihi değiştiren ve istikbalimizi güzelleştiren kahramanlar vardı…Ne kadar hanlik büyürse adeta milletin kahramanlığı da o denli büyümekteydi.

YAVERLER DARBESİ

Darbe gecesi, her bir komutanı ya yaveri, ya özel kalemi, ya emir eri rehin alıyor. Kancıkça, adım adım sızarak hassas yerleri ele geçirmeleri, ne kadar uzun vadeli, sabırlı ve planlı bir süreç gerektirir, düşünsenize! İnsanın tüyleri ürperiyor. Bu kadar hassas noktada, bu kadar eleman sahibi bir örgüt başta Başbakanlık olmak üzere her yere “Fuat Avni”ler saçmış meğer!..  

Cumhurbaşkanının dahi ihanet edeni, yaveri! Bu darbe bir “Yaverler Darbesi” olarak da tarihe geçmiştir. Hasan Sabbah için anlatılan bir öyküyü hatırlamanın tam yeridir: Sabbah, bir devlet başkanı ile dost olmuş. Ziyaretine gitmiş, “Sana çok önemli bir şey söyleyeceğim. Yalnız kalabilir miyiz?” demiş. Devlet Başkanı işaret etmiş, iki koruma görevlisi hariç herkes dışarı çıkmış. Sabbah, o iki korumayı da işaret ederek çıkmalarını istemiş. Devlet başkanı “Onlar kalsın”, demiş. “Onlar benim her şeyimi bilirler. Sırlarımı, kellelerini alsan bile tutarlar.” Hasan Sabbah, “Tamam o halde” demiş, “başlayalım.” Devlet başkanının çok güvendiği o iki korumaya dönmüş ve “Tutuklayın!” emrini vermiş. Durum gerçekten kaygı verici. Artık her makam sahibi kendi birinci hizmet elemanını seçerken bir miktar paranoya yaşayacaktır!

AKAR’IN DİK DURUŞU

Bu darbenin ilk kahramanı Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar olmuştur. Darbeyi haber alınca karargahı terk etmedi. Darbeyi durduracak tedbir amaçlı emirler verdi Sonra bu emirlerin amacını anlayan cuntacılar bu nedenle hareketi öne çektiler. Öne çekilmesi, başarısız olmasında en etkin sebep oldu. Sonra rehin alındığında alnına dayanan silahtan korkup, sinip cunta adına halka açıklama yapacak olsaydı bu direniş asla mümkün olamayacaktı. Millet ordusuna karşı asla kalkışmazdı! Gördü ki Genelkurmay Başkanı bile rehin alınmış, millet anında karşısına geçti darbe girişiminin! İşte şehit olmayı göze alan ilk kahraman Hulusi Akar’ın duruşu darbenin gerçekte kim tarafından yapıldığını anlamaya yaradı.

ASIL KAHRAMAN…

Sonra Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı evine gelen darbecilerle çatıştı, hanımı yaralandı ama durmadı, kendisini takip eden iki aracın yakalamasından kurtulmayı başardı. Timini topladı, silah ytemin etti ve gidip komutanlığını çatışmayla teslim aldı. İşte komutan budur. Gecenin Ankara cephesinin asıl kahramanı Zekai Paşa’dır.

Bu arada emir astsubayı, Karargah’ı teslim almaya geldiğini söyleyen Tuğgeneral Semih Terzi’yi 20 kişinin arasında alnından vurarak, darbeye ilk darbeyi vurdu. Kendisi de şehit olan Astsubay Ömer Halisdemir’den sonra çıkan çatışmada 20 kişi ele geçiriliyor ve Özel Kuvvetler Karargahı, bundan sonraki bütün mücadeleyi planlayan askeri merkez oluyor. Zekai Paşa da Ömer Astsubay da bir başka kahramandır.

HER BİRİ AYRI KAHRAMAN

Kendilerine mukavemet etme ihtimali olan her yere saldıran darbeciler Polis Özel Harekat Merkezi’ni vurdu. Emniyet binasına saldırdı, çatışmalar yaşandı. Ve MİT’i ele geçirip Hakan Fidan’ı infaz etmeye kalkıştı. Havadan da saldırdıkları MİT’te 5 saati bulan direniş sonunda darbeciler püskürtüldü. Darbe haberini sabah saatlerinden bildiren ve kendisi de beraber darbeci askerlerle çatışarak direnen Hakan Fidan bir başka kahramanı olmuştur gecenin.

Ve kendisine tebliğ yapanları oyalarken önlemler alıp Cumhurbaşkanı’nı arayarak bağlılığını bildiren, “Ben sizi korurum, İstanbul’a gelin, ancak acele edin” diyen 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar, sadece Cumhurbaşkanı’nı öldürülmekten kurtarmakla kalmadı, adım adım İstanbul’da darbecilerin üslerini düşürerek darbe girişimini çökertti. TSK adına ilk açıklamayı da yapan Dündar, Genelkurmay Başkanlığı’na vekalet ederek darbeyi bastıran komutan oldu.

“İŞTE ORDU, İŞTE KOMUTAN”

Cumhurbaşkanı ise darbeci jetler havada iken yola çıkarak havada vurulma riskini aldı. Havaalanına çakılmaktan, orada ele geçirilmek ya da öldürülmek ihtimalinden korkmadı. “Halkımın arasında olacağım” dedi ve Org. Dündar’ın çağrısına uydu. Telefonla bağlanıp 4.5 G ile yaptığı çağrı ile halkı sokağa indirip polisin yanında eyleme geçiren liderliği ile darbenin mağlup edileceği halk direnişini başlattı. Cumhurbaşkanı böylece darbeyi bastıran hareketin liderliğini üstlendi, aldığı inisiyatiflerle bir kez daha cesaret ve aklın birlikte kullanıldığı bir mücadeleyi kazandı. Cumhurbaşkanının çağrısına uyan halk bir şeyi ispat etti: “Öl de ölelim, vur de vuralım” derken, “işte ordu, işte komutan” derken samimi imiş!

KAHRAMAN MİLLET

Akıncılar hava jet üssünden kalkan jetlerle Meclisin vurulduğu, şehrin taciz edildiğini anlayan Kazan halkı üssü 8 bin kişi ile basması, ateş açılmasına, taranmalarına rağmen vazgeçmeyip evlerinden saman getirerek üssün etrafında yakıp yeni uçuşları engellemelerine ne demeli? Onlarca şehide rağmen vaz geçmediler. Ankara sokaklarında; Anıttepe’de, Tandoğan’da, Kızılay’da, Ulus’ta, Beştepe’de tankların önüne yatan, karşısında dikilen halk, ateş açılmasına bile aldırmadan direnen halka ne demeli?

Şehre füzelerin getirildiğini gören halkın Eskişehir yoluna çıkıp araçlarıyla kilometrelerce yolu tıkayan “yol kesme” önlemine ne demeli?

Bütün televizyonların yayınını kesmek isteyen darbecilere direnen ve şehit düşen ama halkın haberleşmesine fırsat vererek direnişe imkan sağlayan Türksat personeline ne demeli?

TÜRK HALKININ HAYRAN BIRAKAN CESARETİ

Hangi birisini sayalım? O gece yaşanan direniş sahnelerinin her birisi, içinde ayrı ayrı destansı öyküler barındıran kahramanlıklarla tarihe geçmiştir. Bu millet bir kez daha tarih yazmıştır!

Gecikmeden bu destanın romanları yazılmalı, tiyatroları oynanmalı, çizgi romanları, çizgi filmleri, sinema filmleri yapılmalı, unutturulmamalıdır.

SİZ! LÜTFEN KALABALIK ETMEYİN

Yaşananlara rağmen o gece yaşananlara “tiyatro” diyenler, “Tayyip kendine darbe yaptı” diyenler var ya; darbecilerin psikolojik harekatına hizmet ettikleri iddiası ile Mahkemelere çıkarılmalılar. 242 insanımız ölecek, 1500 insan yaralanacak. Meclis bombardımana tabi tutulacak. Genelkurmay başkanlığı vurulacak. Ordu komutanlıkları ele geçirilecek. Askeri birlikler zapt edilecek. MİT’e silahlı saldırıyla ele geçirme girişimi olacak, halka ateş açılacak. Tanklar araçları paletlerine geçirecek, bu da tiyatro olacak öyle mi? Dahası, bu kadar General, albay, yarbay toptan “Tayyip Bey istedi bu gece vuruşup birbirimizi öldürelim. Bir kısmımız hain olacak, hayatı kararacak ama Tayyip Bey’in canı sağ olsun” mu demiştir? Gerçekten aklınız bu kadarsa ne olur bu ülkede kalabalık etmeyin! Yok olun. Zaten yoksunuz! Türk subaylarına böyle bir hakaret kabul edilemez. TSK, bu insanlar hakkında hakaret suçu işledikleri iddiasıyla suç duyurusunda bulunmalıdır.

ERGENEKON’UN GAZABI

Ancak geldiğimiz noktada durup ortaya çıkan fotoğrafa bir bakarsak ibretlik bir tablo ile de karşı karşıya kalıyoruz: Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe planları gerekçesi ile Genelkurmay Başkanına kadar tutuklamaları cemaat kadroları ve Ak Parti siyaseti birlikte iken yapmıştı. O gece, Meclis desteği ile Ergenekon’u yapan cemaat o Meclise füzeler attı, o AK Parti’ye saldırdı. Cemaatin açtığı Ergenekon davasında o dönem “bu davanın savcısı benim” diyen Sayın Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulundu. O gece, Ergenekon davasında tutuklama ve yargılama yapan hâkim ve savcıların ipi çekildi. Eğer o geceye bir komplo teorisi yapmak istiyorsanız “Ergenekon’un intikamı” deyin, ayakları yere basmasa da yakıştırılacak bir tarafı olur!

TERÖR ÖRGÜTÜ SÜBUT BULDU

Fetullahçı Terör Örgütü o gece uluslararası boyutta kabul görecek biçimde somutluk buldu, yargı kararları ile sübuta erdi. Emniyet ve TSK’dan FETÖ’cü kadrolar hızla ayıklanıyor. Böylece geriye Emniyette ülkücü, Orduda ulusalcı kadrolar ağırlık kazanmış olacak. Yani EGM ve TSK, AK Parti iktidar olduğundaki kodlarına dönmüş oluyor. Yani, başladığımız yere döndük. Belki de durulması gereken yer orasıymış!

Genel kabul 15 Temmuz darbesini FETÖ’nün yaptığı yönünde. Fakat Fetullah Gülen, ona bağlı yayın organları ve yazarlar bunu reddediyorlar. 17-25 Aralık’ı reddettikleri gibi. Askeri tanklardan çıkan cemaatçi polisler, Fetullah Gülen’in çevresinden yayılan darbe ima eden mesajlar, Emre Uslu’nun attığı “15-31 Temmuz arası bana Türkiye’ye uçak bileti kesin.” tweeti, cemaat gruplarının mesajlaşmaları ve dayanışmalarına ilişkin örnekler bir yana Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldüğü trafik kazasında görüntülenen ve Yazıcıoğlu’nu öldürdüğü düşünülen, yargılaması devam eden astsubayın Sayın Cumhurbaşkanı’nı öldürmeye giden timin komutanı çıkmasına ne dersiniz?! Ya Genelkurmay Başkanı’nın yâveri tarafından ifadelerinde anlatılanlara?.. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi İlhan Karagöz’ün darbenin hemen öncesinde verdiği ve UYAP’a yüklediği  “Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanını çete, Fetullah Gülen’i Mehdi, kendisini Mehdiyi bildirecek Ceh Cah olarak ilan eden kararı” ortadayken…

İNTİHAR SALDIRISI

Açıktır ve sabittir ki 15 Temmuz saldırısı, ABD tarafından planlanmış ve yürütülmüş, TSK içindeki FETÖ mensubu unsurlara dayanılarak gerçekleştirilmiş millete ve devlete karşı ahlakı olmayan bir ihanet saldırısıdır. 

Ancak erken başlatılması ile bir “intihar saldırısı”na dönüşmüştür. Erken başlatılması kararını veren ‘beyin’ belli ki “kullandıklarını” önemsemiyor, Türkiye’ye vereceği zararı, çıkarmayı planladığı iç savaşı önemsiyordu. Böylece gelip Türkiye’ye askeri gücüyle yerleşecekti Irak’ta olduğu gibi. Aslında darbe adına başarı şansı zayıf bir intihar saldırısıydı bu kalkışma artık!

ÜLKÜCÜLER TARİHİ GÖREVİNİ YAPTI

Bu saldırı Ankara’da zelzele etkisiyle hissedilirken Başbakan Yıldırm’a ilk destek Bahçeli’den geldi. O an, Bahçeli’nin “FETÖ’cü” demesi üzerine “Fetullahçı olmak gurur duyulacak bir şey” diyen Meral Akşener aylardır süren organizasyon ve operasyonlarla MHP’nin başına geçecek olsaydı o gece ne olurdu, sorusu; aynı zamanda nasıl kapsamlı bir planlama ile darbeye hazırlanıldığını da ortaya koydu. Zira bir gerçek daha var: Bahçeli’nin tavrı üzerine sokağa dökülen ülkücüler olmasa Ankara sokakları bu kadar mukavemetli olamazdı! Allah Bahçeli’yi ülkücülere, ülkücüleri millete bağışlasın. Tarihi görevlerini yaptılar.

Bu saldırı, aslında bir işgal saldırısıydı. ABD’nin Erdoğan’ı devre dışı bırakıp, iç savaş fitilini ateşleyerek yarattığı kaosu bastırma bahanesiyle Türkiye’ye el koyma girişimiydi. ABD’de Cheney’in danışmanı Hannah, Wall Street Journal Türkiye temsilcisi Nissenbaum ve CIA yetkilisi Barkey darbecileri yüreklendiren açıklamalar yaptılar: ABD, demokrasiyi kuracak bir darbeye ses çıkartmaz dediler.

TÜRKİYE BAĞIMSIZ KALACAK

Fakat tutmadı. Gezi olaylarında Arap ülkelerindeki gibi sokak hareketiyle devirmek istediler, olmadı. Halk sokaklara dökülerek Erdoğan’a sahip çıktı. Mısır’daki gibi askeri darbe yapmak istediler tutmadı. Mısır ordusundan farklı olarak Türk subayların vatanseverliği, kökü dışarıda bir iradeye izin vermedi. Polis ve halk ‘işgal gücü’ gibi davranan bu ihanet kalkışmasını boğdu. Belki demokrasi destanıdır. Fakat tartışmasız bir vatanseverlik eylemdir 15 Temmuz.

Üstelik bu nasıl bir ‘diktatör’dür ki, diğer ülkelerde halk hep devlet başkanına karşı kalkışırken, Türkiye’de halk lideri için ayağa kalkıyor, onu devirmeye kalkışanları deviriyor, ikidir. Türkiye bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmeyecek!

Darbe girişimi sonrası, gerçek bir iç savaş zemini oluşmuştur. Cuma gecesi verdiğimiz emeklerin boşa gitmemesi için, asıl şimdi gerilimleri indirme, provokasyonları durdurma, işi sıkı tutma vaktidir. Türkiye bölünmeden, istikrarla, birlik olarak bir beş yıl daha geçirirse, sanırız artık Türkiye’yi durduramayacakları bir zaman dilimine geçilecektir.

Allah milletimizi korudu. Himayesini bırakmasın inşallah.

20.07.2016