Prof. Dr. Remzi FINDIKLI Konferansı

İLETİŞİM ÇAĞINDA İLETİŞİMSİZLİK
Prof. Dr. Remzi FINDIKLI
Polis Akademisi Öğretim Üyesi
GİRİŞ
Hayat denen şey, her şeyden önce bir iletişim ve etkileşim sürecinden ibarettir. Hayatta her şey, işbirliğinden; işbirliği de, % 100 iletişimden oluşur.
İletişim, günlük yaşantımızın ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçasıolupiletişimsiz bir hayat düşünülemez. İletişimsiz bir hayat, dünyada olup bitenlere gözlerini ve kulaklarını kapamak demektir.
                                         
21. yüzyıla izafe edilen çok farklı tanımlamalar “Bilişim çağı, teknoloji çağı, uzay çağı” ve “iletişim çağı” şeklindedir. İletişim teknolojisindeki gelişmeler sonucunda mesafeler kısalmış ve dünya küçülmüştür. Ancak, kitle iletişimin bu kadar geliştiği ve yaygınlık kazandığı, iletişim aygıtlarının her tarafı kapladığı 21. çağda, insanlar yalnızlık buhranları yaşamakta, maddi-manevi girdaplarda kaybolup gitmektedir. Bu nedenle bu çağa “YALNIZLAŞTIRAN” ve İLETİŞİMsizlik çağı demek daha doğru olur. 
Çağımızın en büyük sorunu, iletişimsizlik, güvensizlik, kamplaşma ve bir arada var olabilme (co-existence) sorunudur. Kişiler ve kurumlar arasındaki ilgisizlik, ötekileştirme, kamplaştırma ve kutuplaşma, kopukluk ve yabancılaşma, çağımızın adeta bir vebası haline gelmiştir. Bu sorunu çözebilmenin en etkin aracı da yine diyalog ve iletişimdir.
Türkiye’de bugün “sınır savaşı” yok, ama “sinir savaşı” vardır. Günümüzde iletişim iletişim aletleri ile bireyselleşmiştir. İnsanlar artık çevresiyle görüşüp konuşmamakta, cep telefonları ve bilgisayarlarıyla meşgul olmaktadır. Bu nedenle yaşamak istiyorsak insanlarla iletişim kurmak, mesafeleri kısaltmak, gerginlikleri barışçı yoldan çözmek zorundayız.
Dünyada en uzak mesafe, beyin ile gönül veya kafa ile kalp arasındaki mesafedir. Bugün kalp ile kafa arasındaki mesafeyi kısaltacak ve iletişimi sağlayacak hiç bir sihirli teknik alet yoktur. Bu nedenle hiçbir yol, kalp ile beyin arasındaki yol kadar uzak ve uzun değildir. 
“Dünyada en uzun mesafe, ne Afrika’dır,
Ne Çin, Ne Hindistan, ne seyyareler,
Ne de geceleri ışıldayan yıldızlar.
“En uzak mesafe, birbirini anlamayan
İki kafa arasındaki mesafedir.” (Can Yücel)
Eğer iki kafa birbiri ile anlaşabilirse, mesafenin uzunluğu bir sorun olmaz. İletişim, kafaların anlaşması ve, kalplerin birbirini sevmesidir.
Buradaki mesafenin uzunluğundan kasıt, fiziki ve coğrafi uzaklık değil, insani veya sosyal uzaklıktır. Bilindiği gibi uzaklık veya yakınlık nisbi veya göreli bir kavramlardır. İletişim kurabildiğin, erişebildiğin ve ulaşabildiğin herkes ve her yer senin için yakındır.
“Mesele, kuyunun derinliği değil, ipin kısalığıdır”. Konfüçyüs’
Kuyunun derinliğini kısaltamazsınız ama, ipin boyunu uzatabilirsiniz. İletişim, işte kuyunun ipinin boyunu uzatma yollarını araştıran bir bilimdir.
“İki kafa arasındaki en kısa mesafe, tatlı bir tebessümdür.”
 (Viktor Hugo)
Gülümseyen bir yüz, bir kalbin kapısını bir anahtardan daha çabuk açar.( İspanyol Atasözü)
 “İnsanların kafaları, birbirleriyle iletişim kurabilsin, bilgi ve birikimlerini birbiriyle paylaşsınlar ve fikirler yer değiştirebilsin diye yuvarlak yaratılmıştır”.
Yuvarlaklık kavramı, keskinliği ve sertliği değil, esnekliği, elastikiyeti ve eşitliği ifade eder.
İLETİŞİM NEDİR
Bilim, her şeyden önce, kavram ve yöntem demektir. Bu nedenle öncelikle iletişim kavramının tanımlanması gerekir. Latince “communication” sözcüğünün Türkçe karşılığı olan iletişim kavramı, “iletmek ” kökünden türemiş olup, günlük dilde çoğu kez muhabere, haberleşme, halkla ilişkiler, beşeri münasebetler, komünikasyon ve enformasyon anlamında kullanılmaktadır.
 
Çağımızın en popüler ve sihirli kelimesi olan iletişimin tek bir tanımı yok, bir çok tanımları vardır. Bu tanımlarından birkaç tanesi şunlardır:
 
İletişim,esasen yaratanla yaratılan arasında kurulan irtibattır. Allah ile kul arasında kurulan en ulvi münasebet ve yüce iletişim, güçlü bağ ve ilişki, dua ve ibadettir.İnsanın kalıbına beşer, kalp ve ruhuna abd (kul) denir. Kulluk, insanın en büyük rütbesidir.
 “Yaratanla irtibata geçmek için yaratılanlarla irtibatı kesiniz.”
 
İletişim, kalpler arasında gönül ve sevgi köprüleri kurabilmektir.Nehirler üzerinde kurulan demir köprüler er geç yıkılabilir, ama gönüllerde kurulan sevgi köprüleri sağlam olup asla yıkılmaz.
 
İletişim,zihnimizi ve ruhumuzu dışa açmak,
- insanlarla bir arada yaşama sanatı,
-çevre ile güzel ve olumlu ilişkiler kurma kültürü,
-bilgi üretme, onu aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
 
* İletişim, öncelikle kişinin kendi aklı ile kalbi arasında başlayan bir duygu, düşünce ve dileğin kişiler arası gidiş gelişi demektir. [1]
 
*İletişimsilahlı güçlerin yerini, silahsız sivil güçlerin almasıdır.
*İletişim, düşünceler arasındaki bağ, fikirler arasındaki kardeşlik, kısaca, insanî olan tüm meziyetlerin, insanlar arasındaki paylaşıldığı ortak kanaldır.
*İletişim, insanları tanıştırmanın buluşturmanın, birleştirmenin ve kaynaştırmanın en etkili aracı, aynı zamanda nefret, şiddet ve hiddeti önlemenin en kolay yolu, birbirimizi anlayarak yaralarımızı iyileştirme çabası, düşmanlıkları dostluklara dönüştürebilme ve barıştırma girişimidir.(Fındıklı, 2011b:200)
İLETİŞİMİN AMACI VE ÖNEMİ
“Kimseye baki değildir mülk ü devlet, sim ü zerr
Harap olmuş gönül tamir etmektir hüner.”
 
İletişimin amacı, harap olmuş gönülleri ve kırılmış kalpleri tamir edebilme hüneri ve sanatıdır.
İletişimin olmadığı yerde itişme vardır.
İletişim, bir millet kurma işidir. Milletlerin kuruluşu biraz da gönüllerde kurulan iletişimle cereyan eder(Karl Deutsch)
 
Çağımızda, iyi döğüşmesini bilenler değil, çevresi ile iyi iletişim ve diyalog kurmasını bilenler başarılı olabilmektedir.
Başarının sırrı, başkaları ile iyi iletişim kurarak gülebilmek ve en iyiyi bulabilmektir. (Waldo Emerson).
İletişim, ekonomik, siyasi ve sosyal hayatta son derece önemlidir. İnsan vücudunda kan ve sinir dolaşımının önemi ve oynadığı rol ne ise, iletişimin de toplumlarda oynadığı rol işte odur.
İletişimin önem ve amacını, insanlığın örnek peygamberi Hz. Muhammed’in bir sabah namazı çıkışında cemaate sorduğu şu üç soru çok veciz bir şekilde ortaya koymaktadır:
1.     Bugün içinizde oruçlu olan var mı?
 
2.     Bugün içinizde bir fakire yardım eden var mı?
 
3.     Bugün içinizde bir hastayı ziyaret eden var mı?
 
Bizim kültür ve inancımızda komşusu açken tok yatan bizden değildir anlayışı vardır.
Yediğiniz ve içtiğiniz sizin değil, yedirdiğiniz ve içirdiğiniz sizindir. İnsanların kalbine giden yolun midesinden geçtiği söylenir.
Aldığınız sizin değil, verdiğiniz sizindir. Siz, verdiğiniz, yedirip içirdiğiniz kadar varsınız. Ne kadar iletişim kurabiliyorsanız ve insanlara faydalı olabiliyorsanız, o kadar varsınız demektir.
Eğer varlığınız insanlara bir şey kazandırmıyorsa, kaybınız da bir şey kaybettirmez.
İletişim, bir amaç değil, araçtır. İletişimin amacını ve özünü çevremizdeki aç, fakir, hasta, yaşlı, yalnız ve kimsesiz insanlarla ilgilenip onlara yardım etmek ve sorunlarını çözmeye çalışmak teşkil etmektedir. İletişim denen şey, eğer açların, hastaların, fakirlerin ve kimsesizlerin durumlarıyla ilgilenip çözmeye çalışmıyorsa, kuru bir laftan ibaret kalır.
İnsanlığın ve iletişimin en üstün dereceleri, aç bir kimseyi doyurmak, bir hastayı ziyaret edip umutlandırmak, bir fakire yardım edip desteklemek, yaşlılara bir selam verip onurlandırmak, bir gariple ilgilenip onu şenlendirmek, çocuklara değer verip sevindirmek, bütün bunları karşılıksız ve özveri ile yapabilmektir. İnsaniyetin tersi, enaniyettir.
Ferdiyetçiliğin, bencilliğin ve nemelazımcılığın zirveye çıktığı günümüzde ihtiyaç içindeki insanları ziyaret etmek, onlarla ilgilenmek ve sorunlarının çözümüne yardımcı olmak, insani ve dini bir görevdir. Yalnızca kendi menfaatini düşünmek ve onun için yaşamak, bayağılıktır.
İLETİŞİM VE İNSAN
İletişimin amacı da aracı da insandır.
“İnsan, aleme mana veren bir varlıktır”.(Mevlana)
 “Adem, alem içinde, alem de adem içinde”. (H. Bektaş Veli)
yücelmesidir”. (A.Carrel)
 “Güneş ile dünya arasına ay girerse, dünya karanlıkta kalır, Allah ile kul arasına dünya girince, insan karanlıkta kalır.”
İnsan kelimesi, Arapça ünsiyet kökünden gelmektedir. Ünsiyet ise, başkalarıyla iletişim, yakınlık ve dostluk kurabilmek demektir. İnsan, başkalarıyla ünsiyet, iletişim ve işbirliği kurabilen medeni bir varlıktır. Ünsiyetin zıddı, vahşettir. İnsanlardan oluşan bütün teşkilatların temelinde bu ünsiyet ve işbirliği kurabilme istidadı vardır.
İletişim denen şey, insanın kafası, kalbi ve kolları arasında kurulan bir teleferik hattı ve bir anlam köprüsüdür. İnsanın bedeni ile ruhu arasında iletişim sağlanınca, sosyal bir varlık; ruh, bedenden ayrılınca insan bir et ve kemik oluyor. İnsanın kendisiyle olan iletişimi kafa, kalp ve kol (3K) olmak üzere üç temel boyuttan oluşur.
Kafa, insanda beyni, aklı, nefsi, maddeyi ve dış dünyayı ifade eder.
Kalp, insanda vicdanı, gönlü, duyarlılığı, sevgiyi, manayı ve iç dünyayı ifade eder. Eğer, bedenin sultanı olan kalp, düzgün ve iyi olursa, askerleri de düzgün ve iyi olur, sultan bozuk/kötü olursa, orduları da kötü olur. İnsanların ruhunu ve gönlünü harekete geçirmeden bedenlerini harekete geçirmek mümkün değildir.
Kol ve bacaklar ise, bedeni ve fiziki gücü, hareketi, icraatı ve dış dünyayı ifade eder. Dolayısıyla bir insanın kol ve bacaklarının sağlamlığı, yiğitliğin değil, ancak hamallığın şanındandır.
İnsan vücudu eğer bir devlet organizmasına benzetilecek olursa; insanın kafası,devleti; kalbi, milleti; kolları ise, yürütme organını ifade eder.
Eğer sizin karar ve davranışlarınıza; - kafanız ve aklınız hükmediyorsa, siz bir kralsınız, padişahsınız.
Ancak, akıl yönetici, vicdan ise, yönlendiricidir. Önemli olan devletlerin kralı ve padişahı olmak değil, gönüllerin kralı olabilmektir.
-bedeniniz ve zevkleriniz hükmediyorsa, siz bir kölesiniz venefsinizin esirisiniz. Güzel bedenler için zevk, güzel ruhlar için ise, ızdırap gerekir. Nefsin kişiye hakim olması şekavet, kişinin nefsine hakim olması ise, saadettir.
-Vicdanınız veya kalbiniz hükmediyorsa, siz bir insansınız. (Cato).
İnsan olmak için nefsinizin öğretmeni, vicdanınızın öğrencisi olmak gerekir.
Gönül çalışması insanı aşka; kafa çalışması keşfe; kol çalışması ise, rızkaulaştırır. Sanatta, ilimde ve fende, tek kelime ile medeniyette yaratıcılar, hem kafaları, hem gönülleri, hem de kolları bir arada ve aynı kuvvette çalışanlardır. (Beyatlı, s. 25)
İnsanın bir dış gözü, bir de iç gözü, yani kalp gözü vardır. İnsan, dış gözüyle bakar, ama kalp gözüyle görür.(İmam Gazzali) İnsanın huzurlu ve mutlu bir hayat sürebilmesi için, dış dünyasının olduğu kadar, iç dünyasının da sağlıklı doyurulması gerekir.
İletişim olayı, insandan insana ve yine insan içindir. İnsanların en önemli ilişkisi, öncelikle kendisi ile olan ilişkisidir. Kişinin kendisiyle iletişimi, insanın kendi içinde, kendisiyle kurduğu iletişimdir. Kişinin kendisi ile olan bu iletişimine içsel iletişim ya da "öz-iletişim" denir. İnsanlar gündelik yaşamlarında sürekli kendileriyle iç iletişim halindedirler. Hayatın her anında ve her mekanda kendisiyle iletişimde bulunan kişiler, kendi iç dünyalarında düşünür ve konuşurlar. Zaten kendisiyle sağlıklı bir iletişim kuramayan insanlar başkalarıyla da kuramazlar.
Bilimsel araştırmaların verileri, çocuğun henüz anne karnındayken annesi ile arasında iletişimin başladığını göstermektedir. İlk olarak anne karnında başlayan bu iletişim, ömür boyu sürer. Doğduğu günden itibaren iletişimin bir parçası olan çocuk, önce ağlamayı, mırıldanmayı, yüz ifadelerini, sonra etrafındaki sesleri taklit etmeyi ve daha sonra ise tek kelimeleri kullanarak zamanla cümlelere doğru ilerler. Fakat bazen sekteye de uğrayabilir. Önemli olan sekteye uğramayan bir etkili iletişime ulaşmak ve yaşanabilir bir sosyal hayata ulaşmaktır.
İLETİŞİM VE ÇAĞDAŞLIK
Çağdaşlığın üç temel şartı var: Ulaşım, iletişim, bilişim.
Ulaşım, ulaşıbilmek ve ulaştırabilmek.
İletişim, erişebilmek ve eriştirebilmek.
Bilişim, eğitmek ve yetiştirebilmek, bilgilenmek ve bilgilendirmek.
Çağımızda ulaşım, bilişim ve iletişim bakımından güçlü olmadan güçlü ve çağdaş olmak mümkün değildir. Dünyanın en güçlü toplumları, halkını bilgilendiren, eğitebilen, yetiştirebilen, sesini ve etkisini başkalarına en iyi iletebilen ve ulaştırabilen ülkelerdir. Dolayısıyla bilemediğiniz, ulaşamadığınız, erişemediğiniz ve sesinizi duyuramadığınız bir dünyada yoksunuz demektir.
Yeni dünya medeniyetinin bir iletişim ve internet medeniyeti olacağı söylenmektedir. Bu gün dünyanın en güçlü ülkeleri, haberleri yalnız ileten değil, aynı zamanda haberleri üretip yorumlayabilen sağlıklı ülkelerdir.İletişim, tespih tanelerini bir arada tutan iplik misali, insan ve toplum hayatında insansız uçaklardan çok önemli bir yere sahiptir.
Toplumda birlik, dirlik, düzen ve güvenin sağlanması, sağlıklı iletişime bağlıdır.Dünyanın her yerinde başarılı ve mutlu insanlar, insanlarla iyi iletişim kurabilme becerisine iletişim kurabilmiş olan insanlardır. 
Demokrasi, esas itibariyle devlet ile millet, halk ile yönetim arasında kurulan bir diyalog ve diletişim rejimidir. Siyasi ve idari hayatta başarılı olmak isteyenler halkla iyi iletişim kurup onun desteğini almak zorundadır.
İletişimsizlik, bireyler ve toplumlar için yalnızlık ve kaygı, aile için mutsuzluk, ekonomi için iflas, bir ülke için kavga ortamlarını hazırlayan hayati bir tehdittir.
İletişimin temel işlevleri,anlamak, anlatmak, anlaşmak ve paylaşmaktır.
İLETİŞİMSİZLİK SORUNU
 
Sevgilimle ben iki göz gibi yan yana dururuz ama birbirimizi görmeyiz. (İranlı şair) Gerçekten iki göz yan yana durur, ama birbirini görmezler.
          “Ey insan, yıldızlara yol keşfedersin, lakin kendinden             bihabersin.(Muhammed İkbal)
 “Çağdaş insanın en önemli sorunu, çevresiyle iletişim kuramaması ve kendini yeterince tanıyamamasıdır.”(L.Peter)
 İnsanlarınçoğu aralarına duvar, çok azı ise, köprü yaparlar.(D.Pire)
İnsanlar, aralarına köprü kuracakları yerde duvar ördükleri için yalnız kalmaktadırlar.  
İnsanlar, kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendiler, ama birbirleriyle iletişim kurmayı ve insanca bir arada yaşamayı öğrenemediler. (Çin Atasözü).
Çağımızda insanların sayısı çoğaldı ama insanlık azaldı. Şehirler büyüdü ama toplumuyla ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramadığından insanlar küçüldü,   yalnızlaştı ve unutuldu. Oysa, her insan bir değerdir, ama kimse onunla ilgilenmez ve ondan yararlanmazsa, insan ne önemi olabilir ki?
İletişimsizlik, kişiler için bir yalnızlık, aile için bir mutsuzluk, bir ülke için kavga ortamlarını hazırlayan hayati bir tehdit ve tehlikedir.
İletişim, bir toplumun tarihi ve geçmişi ile barışık olmasıdır. Bir milletin en büyük gücü, maddi zenginliği değil, tarihi mirası ve kültür zenginliğidir. Bu ortak tarihi miras, toplumlara manevi bir birlik, bütünlük ve güç, sağlamaktadır. 
Osmanlı devlet yapılanmasında toplumun temel taşları olan mektep, mabed ve market üçlüsü bir arada, yan yana ve iç içe idi. Bir başka deyişle, mabed, mektep ve market üçlüsü, birbirinin tamamlayıcıları olup, aralarında bir birlik, bütünlük ve sağlam iletişim vardı.
Ne var ki, cumhuriyet döneminde katı laiklik ideolojisinin dayatmasıyla mabed, mektep ve market arasındaki bütünlük hem fiziki, hem de anlayış açısından bozulmuş, kurumlar birbirinden tamamen koparılarak adeta birbirine düşman yapılmıştır. Nitekim, Cumhuriyet döneminde yapılan kamu binalarında mabede yer verilmemiştir.
İnsanlar bugün göz körlüğü değil, gönül körlüğü yaşıyor. Gönül gözü (kalp gözü); hayata ve yaşama dair bilgileri kavramaya aklın yetmediği durumlarda ortaya çıkarak anlam arayışına sezgi yoluyla katkıda bulunan ve sezgicilerin varlığından dem vurabilmek için arınmış bir iç dünyaya sahip olmaktır.Günümüz insanlığı gönül gözünü yitirmiş, sinelerindeki gönülleri körelmiş ve ve ışığını kaybetmiş durumdadır. Sosyologlar bu körlüğü, “anomi”, yani, genel olarak sosyal bağın zayıflamasını ve dış çevresinin bireye yabancılaşması olarak tanımlamaktadırlar.
Teknolojideki maddi gelişmelerin hızla artmasına karşılık, sosyal vemanevi alandaki gelişmelerderece azalmış ve zayıflamıştır. Günümüz toplumu, deyim yerinde ise, bir iletişim kabızlığı veya kazası yaşamaktadır. Maddileşmiş bu dünya inanç ve değerlerini kaybetmiş, ruhsuz, mutsuz, güvensiz, çevresiyle ilgisi kesik, sadece üreten ve tüketen, benmerkezci, melankoli bir toplumla karşı karşıyayız.
İnsanlar, büyük şehrin sokaklarında birbirine güler yüzle değil, asık suratlı, sanki hasım ve dargın gibi bakıyor, birbirini görmezden geliyorlar.Sokaklarda dolaşan insanlar “merhaba, selamlar, günaydın, iyi günler, iyi akşamlar, hayırlı işler, tebessüm ve gülümseme” gibi medeni davranış arz eden ve iletişimi sağlayan tatlı bir dil ve gülümseyen yüzlere artık hasret kaldı.
Türkiyenin kalkınması, köylerde imam-muhtar ve öğretmen üçlüsünün tek bir şahısta birleştirmekle mümkündür. (M.Turhan, Garplılaşmanın Neresindeyiz).
 
İletişim kurabilmenin 3 temel yolunu “3Z” kuralı ile formulize etmektedir.
 Ziyaret,
Ziyafet,
Zerafet.
İletişim, yöneticiler,
İlim adamları, ,
Zenginler,
Fakirler arasında kurulacak.
Dövüşme, geliş!
Ne dövün, ne dövüş,
Huzurlu ol, geliş. (Ü.Dökmen).
Güçlü ve güvenli bir toplum olmanın şartları :
n-Sağlam, köklü, kültürel ve manevi değerler
(insan hakları, hukuk devleti ve işleyen bir demokrasi).
n-İstikrarlı, güvenli ve güçlü bir serbest piyasa ekonomisi.
n-Güçlü ve sağlam bir savunma ve güvenlik sistemi.
n-Kurumlar arasında güçlü ve sağlıklı bir iletişim.
 
 
3.1.
Ferdiyetçiliğin zirveye çıktığı günümüzde insanlara selam vermek, ziyaretlerde bulunmak gerekmektedir. Selamlaşma iletişimin ilk adımı, ilk taşı olup, müminlerin parolasıdır. Selamlaşma başkalarını dışlamamak, selam vermemek ise yoksaymak demektir.
Ferdiyetçiliğin zirveye çıktığı günümüzde insanlara selam vermek, ziyaretlerde bulunmak gerekmektedir
Toplumumuzda kişinin iyi hallerini gördükçe o kişiye karşı güven, saygı artar. İletişimin olmazsa olmazı ziyaretlerdir, yüz yüze iletişimdir.
 Akrabaları aramak, hastaları ziyaret etmek, düğün, bayram, komşu ziyaretleri yapmak karşılıklı güven ve diyalog ortamını geliştirir.
Polisin ziyaretlerle halkın taleplerini dinlemesi, şikayetlerini alması, halkın duyarlıklarını anlaması etkili, verimli görev yapması için son derece önemlidir.
3.2
                Ziyaretlere eli boş gitmemek, ziyaretçilerin gittiği yere hediye götürmesi, ev sahiplerinin izzet-i ikramda bulunması, karşılıklı iletişimle beraber bir güven ortamı sağlar. Hediye, ikram anlamlarına da gelmektedir.
Dinimizde misafirine ikram ettiğinin sorgusu olmazmış derler, bu ikram her zaman bir maddi ikram da değildir, bir güler yüz, selam birer ikramdır.
3.3
                Zerafet, sözlükte kibarlık, ölçülü olmak, içtenlik, incelik, olgunluk, şıklık, nezaket ve güzellik gibi anlamlara gelmektedir. Zerafetin tersi; hamlık, katılık, saygısızlık, kaba saba davranmak. Zerafetin amacı, ilişkileri güzelleştirmek, inceltmek, estetik, esnek ve kibar bir hale getirmektir.
                Zerafetin temel harcı, “lütfen” demektir. “Lütfen” deyimi, medeni, insani ve centilmenliği ifade etmektedir.
Farklı nedenlerle iletişimde meydana gelen kopukluklar insan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenlerden birisi de karşıdaki kişinin söylediklerini yalnızca işitmekten ibaret kalmaktır. Başarılı bir iletişim için işitmek kadar dinlemek de gerekmektedir (Cücelioğlu, 2000: 167–169).
İletişimsizliği ortadan kaldırmakta anahtar kavram “sevgi ve empati”dir. İnsanlarla interaktif diyaloğa geçmek gerekir. Fedakârlık, yardımlaşma ve dayanışma, cömertlik, diğergamlık… çok önemli erdemlerdir.
Maalesef günümüzde aileler, aile içi sohbetleri büyük ölçüde ihmal etmektedirler. Ebeveyn ve çocuklar arası iletişim neredeyse hiç kalmamıştır: Yorgun argın işten eve dönen baba kanepede uyuklar, anne yemek ve bulaşıklarla uğraşır. Çocuklara da bilgisayar ve televizyon kalır. Bedenler bir aradadır ama ruhlar, zihinler… bambaşka yerlerdedir. Ailede sağlıklı bir sevgi ağı kurulamayınca, bireyler arasında elektrik akımı da sağlıklı olamamakta, ani, yapay, çıkışlar ise maalesef sigortaları patlatmaktadır.
Cemaatleşme olgusu da çağın problemlerine yönelik rehabilite edici etkiye sahiptir.
İnsanlarla musafaha yapmak, tokalaşmak, sarılmak, onlara tebessüm etmek, sevgi sözleri söylemek, hediyeleşmek, sohbet halkaları oluşturmak… çok ciddi tedavi ve terapi yöntemleridir. Arkadaşlıklar, dostluklar, cemaatler; yalnızlık çöllerinin sosyal terapi vahalarıdır.
Kendini olduğu gibi kabul etme, maddeten alttakilere, manen üsttekilere bakmak da olumlu etki yapacaktır. Tevekkül, rıza çok önemli emniyet sübaplarıdır. Şu söz ne kadar güzeldir; “men âmene bil kader, emine minel keder = kadere iman eden kederden emin olur.”
İletişim çağında iletişimsizlikten kurtulmak isteniyorsa dostluklara büyük önem vermek gerekir. Uzaktan uzağa yapay ve çakma ilişkiler, yerini yüz yüze hakiki ilişkilere bırakmalıdır. “Sevgi paylaşıldıkça artar, sıkıntılar paylaşıldıkça azalır.” İhtiraslardan arınarak empati kurabilmek sempatilere yol açacaktır. Unutmamak gerekir ki “Bir mum başka bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.”
 
En Kısa zamanda büyük bir başarı sağlayan Halife Ömer bin Abdülazize bunu “Nasıl başardın?" diye soranlara, Ömer bin Abdülaziz'in verdiği cevap basittir: "Allah'la ilişkilerimizi düzelttik." Biz de İslam'ın iki büyük fırkası "Allah'la ilişkilerimizi düzeltelim"; kardeş olalım. Başka yol var mı?
Fotoğraf Galerisi: