Vakfımızın Geleneksel Ramazan Ayı Dostlar İftar Buluşması Cemil ÇİÇEK Metni

İftara katılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir önceki dönem Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK; Ülkemiz ve İslâm dünyasının sorunlarının altında cehalet ve eğitimsizliğin yattığını belirterek “… Bilgi kirliliği bir tarafa, bilgiyi üreten, bilgiyi kullanan toplum bu yüzyılda ve bundan sonraki dönemde ülkeler sıralamasında yerini tayin edecek olan; ne petroldür, ne doğalgazı, ne uranyumu, doğrudan doğruya hangi toplum, hangi millet insanını iyi eğitmiş ise, iyi bilgilendirmiş ise, bilgiyi de üretiyor ise yerini tayin edecek odur” dedi.

Ufuk açıcı bu güzel konuşmayı özet olarak yayınlıyoruz.

Sayın Başkan Cemil ÇİÇEK konuşmasında:

Değerli arkadaşlarım

Hepinizi saygıyla selamlıyor hayırlı Ramazanlar diliyorum. Kadir Geceniz ve Bayramınız da mübarek olsun inşallah. Bu mübarek ayda bu sıkıntılarımızdan kurtuluşa vesile olsun diyerek, dinleyicileri selamladıktan sonra; Türkiye’de iftar yemeklerinin amacından saptığını açıklayarak eleştirdikten ve Anadolu vakfının iftar yemeğinin bunlardan ayrı, Dostlar İftar sofrası olması nedeniyle katıldığını belirttikten sonra konuşmasına şöyle devam etti.

Şimdi bu, 21. yüzyıl entelektüel Müslümanlığının ortaya koyduğu düşündürücü bir tablodur, evvela bunu söylemem lazım, siz de kendi çevrenize bir bakın evvelsi gün bir arkadaşın yakını vefat ettiği için İstanbul’dayız. İstanbul un sokakları iftar masalarından geçilmiyor. Bir de bakıyoruz bu iyidir diye, düşünüyoruz ama diğer taraftan da koskoca İstanbul bir yemekhaneye dönüşmüş. Yiyoruz, içiyoruz kalkıp gidiyoruz, bundan da bir fayda çıkmıyor.

Şimdi Yahya Kemal’den okuduğum bir hatıra var, Yahya Kemal biliyorsunuz Türkçe’nin önemli şairlerinden birisi, edebiyatçılarımız çok daha iyi bilecektir, Türkçeyi en iyi kullanan ve bizim gönül telimize de dokunan şairlerimizden, siyasetçilerimizden birisidir. Sofya’da görev yaptığı sırada, Bulgar Milli Şairi İvan Bazof diye bir kişi ölüyor. Bulgarların çok saygı duyduğu İvan Bozof, bizim nazarımızda Mehmet Akif neyse Bulgarlar için de İvan Bazof aynı. Ölünce Kral emrediyor, devlet töreni düzenlenecek, bütün çevre köy ve kasabalara duyuruluyor, ilanlar veriliyor, müthiş bir kalabalık, bir devlet töreni. Top arabasında Vazof’un naşı, arkasında kral ve devlet erkânı, onun arkasında da ahali yürüyor. Tabiatıyla Bulgaristan’da ki Sofya ya yakın köylerdeki Türkler de bu cenazeye gelmiş. Gerçekten o günün ölçeğinde muhteşem bir cenaze töreni. Cenaze töreni bitmiş, Yahya Kemal, Hikâyeyi anlatan Behçet Berim bir Türk kahvesine gitmişler masalar birbirine çok yakın olduğu için yandaki masada da Bulgaristan da yaşayan Türk soyluları, Türk kardeşler törenden çok etkilenmiş olmalı ki içinden birisi yandaki masalardan da duyulacak şekilde diyor ki; “bizden şöyle bir şair çıkmadı” diyor. Bunun üzerine hem Yahya kemal hem de hatırayı anlatan Behçet Berim derin bir düşünceye dalıyorlar Behçet berim diyor ki fuzuliyi düşündüm, Bakiyi düşündüm, Nedimi düşündüm, Akif’i düşündüm, karşımda bütün haşmetiyle duran Yahya Kemali düşündüm, bu söz karşısında bizden böyle şair çıkmadı lafı karşısında düşündüm. Benim böyle derin düşünceye daldığımı görünce, Yahya Kemal bana dedi ki; “görüyorsun ya Behçet, cehalet esaretten de beterdir”. Altın cümle “cehalet esaretten beterdir”!

İslam dünyası maalesef cehalet atmosferi içerisinde, cehaletin kuşattığı esaret hayatını yaşıyor. Bunun üzerine ciddi kafa yormamız lazım. Suçu başkasına, şuraya buraya atmaya gerek yok, sorumluluk şahsidir. Dolayısı ile bu cehalet atmosferi devam ettiği sürece her Ramazan Cenabı haktan yeni yardımlar istiyoruz, yeni destekler istiyoruz, o her zaman veriyor ama biz ne şükredebiliyoruz, ne de onun kıymetini bilebiliyoruz. Tabiatı ile İslam dünyası ve Türkiye ile ilgili söylenecek çok şey olabilir. Çok dertlerimiz, sıkıntılarımız var. Onun için Ziya Paşa diyor ki, ‘her âkıle bir dert bu âlemde mukarrer, rahat yaşamış var mı güruhu ukaladan?

Her akıl sahibi bir insanın bir derdi vardır, aklı olup ta derdi olmayan hiç kimse yoktur. Onun için bizim Anadolu’da, ‘her kulun bir derdi var, değirmencinin de su derdi var’derler. Çünkü o zaman değirmenler su ile dönüyor, su olmasa değirmen dönmez, onun için dertlerimiz var sıkıntılarımız var. Bunların hap cinsinden de çözümü yok, ama mühim olan sorunların çözümünde sorunların çözüm arayışında ‘ilk düğmeyi doğru iliklemek lazım’.

Değerli hocamızın söylediği hususlara katılırım, senelerdir de söylerim. Sorun çözmenin ilk düğmesi, doğru iliklersek eğitimdir, öğretim değil. Eğitimle öğretim karışıyor, öğretim daha çok branş bilgisi ile alakalıdır, bu ikisi birbiri ile kardeş. Dolayısı ile bu eğitim meselesi üzerine, ciddiyet ile durmamız gerekiyor, bu konuda çok ciddi sıkıntılarımız var, hem eğitim, hem öğretim noktasında. Televizyonlardaki bilgi yarışmalarına bakın üniversite bitirmiş olanların derecesini derekesini görme imkânınız olur, davranış şekillerimize bakarsanız da eğitimde ne kadar ciddi açığımızın olduğunu görürsünüz, çünkü eğitimin yansıması davranışlardır.

Şimdi son zamanlarda Ramazan gelince biliyorsunuz televizyonlarda dini programlara bir yoğunlaşma var. Ama tenkit edilen bir konu var. Din adına bir melankoli, hiç durmadan hüzne sevk eden, herkesin evinden bir cenaze çıkmış atmosferi, hâlbuki bu din, insanları üzmek için değil, sevdirmek için gelmiş. Ama reyting demek ki, oradan geliyor. Zaten bir kısım televizyonlarda “Türkiye’de dinden kazanıp dünyada harcayanlar da insanları ağlatmadan para toplayamıyorlar’. Demek ki, gönüllere ulaşmanın, cüzdanlara ulaşmanın yolu insanları biraz hüzünlendirmekten geçiyor.

Gördüğüm şey şu, hem Türkiye de hem de İslam dünyasında birinci problemi eğitim ve buna dayalı olarak ta ciddi bilgi kirliliği yaşanıyor. Evvela bu bilgi kirliliğinden toplumların temizlenmesi, ayıklanması gerekecek. En büyük kirlilik belki din adınadır. Özellikle son birkaç senedir Ortadoğu da, şimdi Afrika da Nijerya merkezli, Kuzey Afrika merkezli ortaya çıkan terör eylemlerine baktığımızda bunların hepsinin yanlış ta olsa bir dini bilgi temeli var, o insanları boğazlarken insanları öldürürken cennete gideceğini düşünüyor. Allah rızasına kavuşacağını düşünüyor. Din adına, diyanet adına yapıyor. İnsanları boğazlarken barış dini, esenlik dini, selamet dini olan İslam bugün bütün dünya da özellikle yurt dışına giden, yurt dışında yakın temaslarda bulunan arkadaşlar bilirler ki, bugün terörle özdeşleşmiş ve bunun bedeli ne ise ödemeye çalışan bir durum ile karşı karşıyayız. Dolayısı ile en büyük bilgi kirliliği evvela din alanındadır, sonra şimdi sosyal medyanın devreye girmesi ile bu kirlilik daha da artmıştır. Bir kaç saniye içinde en büyük yalanları insanların zihnine ve beynine ulaştırıyorsunuz, işiniz gücünüz yoksa vallahi bunun aslı yok, billahi bunun aslı yok, bu böyle değil, şöyle değil, bu şöyledir böyledir deyin silemiyorsunuz, böyle bir dünya ile karşı karşıyayız.

Belki bu vakıfların, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının, Devletten ne beklerseniz bekleyin devletin yapabilecekleri fevkalade sınırlı, artık günümüz dünyasında sivil toplum büyük ölçüde sorumluluk sahibi belki. Yeni bir Anayasa ile bunları daha etkili bir hale getirmek gerekir. Toplumsal eğitim açısından bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması, kolibasilli çeşmeden su içmemesi için sağlıklı bilgiye ulaşabilmek açısından bu derneklere vakıflara böyle bir görev düşüyor. Bunu asgariye indirebilmemiz bakımından ciddi çabaya ihtiyaç var, birincisi budur.

İKİNCİSİ; Bunların her birini ayrı bir konuşma konusu yapabiliriz. İstatistikler, rakamlar dünyadan örnekler filan, tabii bilgi kirliliği bir tarafa, bilgiyi üreten, bilgiyi kullanan toplum bu yüzyılda ve bundan sonraki dönemde ülkeler sıralamasında yerini tayin edecek olan; ne petroldür, ne doğalgazı, ne uranyumu, doğrudan doğruya hangi toplum, hangi millet insanını iyi eğitmiş ise, iyi bilgilendirmiş ise, bilgiyi de üretiyor ise yerini tayin edecek odur.

Onun dışında hiç kimse mehdiyi muntazır beklemesin. Böyle bir tartışma da yapılıyor. Ben en evvel işin bu kısmını mehdi vardır yoktur, o da şimdi tartışmalı, o gelecek ise geledursun, ama bugün yapılması gereken işi söylüyorum. Dolayısı ile bilgiyi üreten toplum olacağız, sağlıklı bilgi üreteceğiz, bildiğimiz sağlıklı düzgün olacak. Dini hayatımız bakımından hiç kimse kendi aklını kendi sorumluluğunu bir kişiye ciro etmesin, onu kurtarmaz, yaşadığımız sıkıntıların özünde aklımızı ve vicdanımızı bir kişinin ipoteğine vermemizdir. Onlar da bir yerlerle irtibatlı ise ondan sonra 78 milyonluk bir toplum içinden çıkılmaz bir hale geliyor ve şu an nasıl çıkacağımızı ben de bilemiyorum. Dolayısı ile evvela işin bu kısmına iyi bakmalıyız.

Üzerinde durmamız gereken husus şudur; yeteri kadar durmuyoruz, din adına yerine getirdiğimiz şeyler işin şekli kısımlarıdır. Halbuki bu din ahlak dinidir. Hiçbir gelişmiş ülkede olmadığı kadar Türkiye’de bir ahlaki kirlilik var. Toplum kirli ise devlette kirlidir, devlet kirli ise toplumda kirlidir. Hiç kimse bunu ben bu işim diye tutmaması lazımdır. Çok açık ve net, her sene dünya şeffaflık örgütü ülkelerin sıralamasını yapıyor. Dürüst yönetim açısından Türkiye geçen seneye kadar 52. sıradaydı, 65 den 52. sıraya çıkmıştı. Sonra bir iki senedir ciddi bir kirlilik yaşanıyor ki, şimdi 64 e çıktık ve ilk 50 içerisinde hiçbir İslam ülkesi yok. Bunun anlamı şudur. Devlet hayatında işler açık mı, şeffaf mı? Parmaklar çalışıyor mu, rüşvet var mı yok mu? Açısından bir değerlendirme yapılması gerekiyor. Maalesef ilk 49 ülke içinde Müslüman bir ülke yok. Şimdi en son din, en son peygamber inancında, özünde kültüründe rüşvet vermek rüşvet almak, menfaat temin etmek, sûistimal etmek yok. Bunlar bizim toplumumuzun üzerinde çok fazla durmadığı, dursa bile ben hariç dediği bir durum.

Şimdi iftar veren bir vakıf en baş masaya kapıdan içeri konulmaması gereken adamı getirip o masaya oturtuyorsa, bunu ciddi olarak düşünmek lazım. Bu toplum gerçekten ahlaken ciddi olarak kirlenmiştir. Kat yüksekliklerinden bakın buna, imara açılan alanlardan bakın, devlet hayatında işlerin nasıl döndüğüne bakın, devlet ihalelerindeki çürüklüğe, çarıklığa bakın, bakın kendi çevrenizden, bu toplum gerçekten bu manada kirlenmiştir. Ahlaki kirlilik, kaldı ki, başka ülkelere nazaran Türkiye iki gömlek üstte diyoruz, iki gömlek önde diyoruz. Ama ilk 50 ülke içinde bir tek Müslüman toplum yoksa dinin şekli kurallarını yerine getirilmesinden yeteri kadar fayda sağlayamayız. Yani daha çok umre yaparak, daha çok hacca giderek bu ayıbı kapatamayız. Allah’ın dinini bu gün Müslümanlar kirletiyor, davranışları ile tercihleri ile kirletiyor, kararları ile kirletiyor, bu çok doğru bir şey değil. Ben çok samimi olarak söyleyeyim, bu gün İslam toplumlarında ya da bizim kendi toplumumuzda da anlatılması en zor olan şey Müslümanların bizatihi kendisidir. Müslümanlar Müslümanlığı anlatmada ciddi manada zorlanıyor. Bu çok iddialı bir laf, ben yaşadıklarımdan, bana gelen taleplerden başka türlü şeylerden söylüyorum. Tabii lafın kötüsü de işin kötüsü de yapanlar içindir. İyi iş yapanlara bir şey söylemeyiz, teşekkür ederiz. İslam toplumlarının en önemli problemlerinden birisi bu ahlaki kirliliktir. Dünyanın en zengin coğrafyası ama en fakir insanlarının yaşadığı bir coğrafya İslâm coğrafyası. Petrol burada, doğalgaz burada, uranyum burada, altın burada, yani maddi refah adına ne temin edilecek ise İslam coğrafyasında. Ama buna karşılık en fakir insanların yaşadığı bir coğrafya İslam coğrafyası. Bunlar neden kaynaklanıyor, ahlaki kirlilikten, elbette bu ülkelerin yasalarında bu söylediğimiz şikâyet ettiğimiz hususları yasaklayan hükümler var. Her ülkenin ceza kanunlarında rüşvet yasaktır, zimmet yasaktır, ihtikâr yasaktır, emniyet-i suistimal yasaktır. İster komünist olsun ister başka düzen ama bunları çalıştıracak olan insan, insanın kendisi kirli ise kanunlarla ahlaki boşluğu doldurma imkanı y oktur. Tabiatıyla bunun en çok yaşandığı alan siyasettir. Yani siyaset hukukla ve siyaset ahlaki değerlerle örtüşmüyorsa, üst üste gelmiyor ise burada açık var ise birimiz gider birimiz geliriz. Ama söylediğimiz manzarayı ortadan kaldırma noktasında toplumsal bir çabaya ihtiyaç var. Bunun lüzumuna inandığım için de kendi hayatımızda bunu gördüğümüz için, müteaddit defalar açıklamalar yaptım ben. Ama bir artistin evlilik haberi yeni bir sevgili bulması kadar bu önemli mesele ne toplumda, ne basında yer bulmadı. Bir tarihte ben söyledim, bakınız Türkiye’nin 2023 hedefi var, bu doğru bir hedeftir, hedefsiz bir insan olmadığı gibi, hedefsiz bir toplum, devlet de olmaz. Yani iki günü bir birine denk olmaması lazım, din adına bir değerlendirme yapacaksak. 2023 ü bir hedef koyalım, bir seferberlik yapalım, devlet ve toplum hayatında bu hedefleri yakalayalım. Doğrusunu isterseniz biz 2023 hedefini planlamaya çalıştık. şimdi bu istikrarsız, belirsiz ortamda 2023 e nasıl varacağız. Kan revan içinde mi, yoksa toparlayarak mı nasıl varacağız? Onu da herkes düşünsün, ben yaptım oldu olmaz.

Şimdi bakınız seçim bitti, hükümet ne olacak? Sakın ha bu soruyu bana sormayın, Çünkü bu işi ben bilmiyorum, bilemem de, ortaya bir tablo çıktı, hangisini istiyorsanız yapın. Şimdi demişiz ki 2023 e ihracat 500 milyar dolar olacak, ticaret hacmi 1 trilyon doları geçecek, sağlıkta şu kadar olacak, turizmde bu kadar olacağız falan, şimdi bunlar maddi hedefler. Bir de işin başka bir boyutu var. Biz diyoruz ki, 2023 e geldiğimizde dünyanın ilk 10 ülkesinden birisi olacağız. Bir hedef daha koyalım şeffaflıkta, dürüstlükte, dünyanın ilk 10 ülkesinden birisi olacağız diyelim hep beraber, özel sektöründen devlet sektörüne, teker teker vatandaşlardan cemaatlere, cemiyetlere toplumun her kesimine varıncaya kadar. 2023'e geldiğimizde en şeffaf en dürüst yönetime, mutlu bir 10 ülkeden birisi olalım, yani 65 ten 64 ten ilk 10 sıralara geleceğiz. Bunu cumartesi günü bir yere giderken köşe yazarlarından birisine söyledim. Kimseye söyleme de pazartesi ben yazayım dedi, gerçekten de yazdı ama hiç bir yerden ses soluk çıkmadı.

Halbuki Türkiye’de öyle bir reçete aranıyor ise hap cinsinden, böyle bir ülkenin kurtuluşu yok. Türkiye bir yere gelecekse belli hizmetleri, belli gayretleri, belli çabaları, belli kararları alarak geleceğe yürüdüğü takdirde bir yere gelebilir. Ben halen diyorum ki, Türkiye 2023 te bu hedefleri yakalayacak ise mutlaka şeffaflıkta, dürüstlükte dürüst yönetim de tepeden tırnağa, 10’a giren bir ülke olması lazım. Bizim kültürümüze, tarihimize, inancımıza yakışan da budur. Biz bunları Ramazanda da konuşamayacak isek, biz sadece midemize oruç tutturmuş oluruz. Allah’ın bizim oruçlarımıza ihtiyacı yok, tuttuğumuzda kendimiz içindir.

Şimdi böyle bir hayat içerisinde ahlaken kirlenmiş, bilgi anlamında kirlenmiş bir toplumda mı ömrümüzü geçirmek iyidir? Yoksa ahlaken daha mazbut, kul hakkı, devlet hakkı, komşu hakkı, hak, hukuk gözeten, hukuka gerçekten inanan huzurlu bir toplumda yaşamak mı daha önemlidir? Dolayısı ile böyle bir hedef ortaya koyalım dedik, ses soluk çıkmadı. Hâlbuki bizim rakibimiz olan ülkeler 2050 yi planlıyorlar. Değerli dostum, Değerli kardeşim adamların 2050 hedefi var, aramızda daha 27 senelik bir açık var.

2023 deki hedefleri gerçekleştirsek bile, bu nedenle, belki kirlilik meselesi üzerinde biraz daha ciddiyetle durmamız gerekiyor. Bunu sadece siyasetçiden beklemek doğru olmaz. Bunda hepimizin sorumluluğunun olması gerekiyor. Bu karşılıklı bir meseledir, arz talep meselesidir. Toplumun kendisi de dürüst bir yönetimi kendi işi olmadığı zaman istiyor, ama kendi işi olduğu zaman kestirme yol arıyor, bir yolu yok mu? Diyor, bizde bir yol bulmaya çalışıyoruz.

Diğer yandan bu gün en güvenliksiz toplumların başında İslam toplumları geliyor. Maalesef hayat hakkı büyük ölçüde ortadan kalkmış vaziyette. Din adına biri, diğer camiyi bombalıyor. Maalesef Müslüman Müslümanı öldürüyor, hayat hakkı, güvenlik diye bir şey kalmamış, bunlar din adına yapılıyor, bu yoldan cennete gidileceğini, bu yoldan Allah rızasına ulaşılacağı düşünülüyor. Bunun böyle olmadığını birilerinin söylemesi lazım. Kim söyleyecek, evvela İslam uleması söyleyecek. Emin olun bunlar hikâye anlatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Türkiye’de ilim adamı dediklerimizin hepsi bir araya gelip bir bildiri bile yayınlamıyorlar. Ama televizyonlarda arkeolojik İslami bilgileri tekrar ederek kurtuluş reçetesini sunmaya çalışıyorlar. Arkeolojik bilgi nedir? Ama ben bu günü yaşıyorum, torunlarım, çocuklarım bugünü yarını yaşayacaklar, bu günü de yarını da lazım olacak bir bilgi ve ortama ihtiyaç var. Allah’ınızı severseniz abdesti bozan şeyler, bu toplumun dini kalitesinin nerede olduğunu gösteriyor. Televizyonlarda sorulan sorulardan bakarsınız, şimdi bir diğerini boğazlayan Müslüman ihramlıyken karınca sinek öldürülür mü, öldürülmez mi? Diye soruyor. Sen ihramlıyken onu bunu öldürmek bir tarafa, ihramın dışında insanları boğazlıyor, çoluk çocuk demeden katlediyorsun, yani çölde değilsin mübarek, buna kafa yoracağına git bir abdest daha al! Bununla nereye varacaksın? Mezhep imamının birisi öyle birisi böyle demiş, şimdi Yusuf Kavaklıya sorulan sorulara baktığımızda nelerle uğraşıyoruz, bunları da önemli önemsizlik anlamında söylemiyorum, ama şimdi büyük meseleler bir tarafta, biz bu ve benzeri şeylerle km’yi dolduruyoruz.

O nedenle bu gün İslam dünyasında ciddi güvenlik, ciddi bir asayiş, ciddi bir kamu düzeni meselesi vardır. Bu mesele çözülmeden birçok şeyi çözme imkânı yok, bu sadece İslam toplumu içinde kalmıyor, başka yerlere de yansıması oluyor, buna günümüzde terör diyoruz. Elbette terörün dış boyutu olduğunu Türkiye’de en iyi bilenlerde biriyim. Senelerden beri anlatıyoruz, devletin bilgisini ve kendi bilgimizi bir araya getirerek terörle dış dünyanın bağlantıları anlatıyoruz.

Ama her şeyi dış güçlere, dış bağlantılara bağlama bu sorunun üstesinden getirmez, bu soruna çözüm bulamayız. Elbette senin ensen tokat yemeye müsait ise tokat vuran birileri çıkar. Bakınız güneyimizde Türkiye’nin güvenliğini ciddi ölçüde tehdit ediyor. Yani şu açıktır, Türkiye’nin güvenliği büyük ölçüde tehlikededir. Herkesin görmesi lazım ve burada kullanılan unsur da din adına eylem koyan bir kısım terör örgütleridir. DEAŞ tır, IŞID dir, işitmediklerimizdir. Bu örgütten 93 ülkeden terörist vardır, 20 bin civarında, kendi ülkelerinde ne kadar var onu bilmiyoruz. 93 Ülkeden ve hepsi geliyor din adına, yanı başımızda eylem yapıyor. Ondan sonra siz dış dünyada İslam’ı anlatmakta zorlanıyorsunuz. Müslümanlar da bulundukları yerlerde kendi hayatlarını idame ettirmekte ciddi zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu asayiş güvenlik meselesi İslam dünyasının üzerinde önemle durması gereken ciddi bir konudur.

Ama bunu çözecek olan bir kısım yasal tedbirlerden ziyade, İslam âlimlerinin, dini bilenlerin bu konularda açık tavır koyması gerekiyor. Maalesef bu tavır konulmadığı gibi bazı ülkelerde sözüm ona ne kadar dini, diyaneti var, ne kadar dinle söyledikleri bağdaşıyor, bunu herhalde siyasetçiler olarak bizim tekzip edecek halimiz yok. Fetva verenler çıkıyor, doğrudur bunu yapmanız gerekiyor, yaparsanız gerçek Müslüman olursunuz diyor, din adına bu fetvayı verenler çıkıyor. O halde karşımızda gerçekten her dönemin zorlukları ve sıkıntıları var, ama bu dönemin sıkıntıları hem derin, hem karmaşık, hem de tek bir çözümü yok. Toplu bir çaba ve gayrete ihtiyacı var.

Belli bir sorumluluk taşıyan ülke olarak da Türkiye’nin bu durumdan kurtulması gerekiyor. Şu anki hal iyi bir görüntü vermiyor, geldiğimiz noktaya baktığımızda siyaseten de iyi bir görüntü vermiyor, ilim fikir hayatı bakımından da çok fazla bir şey vermiyor, ahlaki açıdan ise tahminlerin de ötesinde. Türkiye’de rakamlara yansımayan ciddi ahlaki zafiyetler var.

Bazı fiiller vardır ki, bunların arşivini emniyet arşivlerinden bulursunuz. Emniyete intikal etmiyor ise; diyelim ki ensest fiilleri, fücur olayları bunu nerden bileceksiniz, uyuşturucu nereye kadar indi, bunların hepsi ortada, boşanmalar artıyor ortada, belli ki, 3-5 tane üzerinde ciddi olarak düşünmemiz gereken konudur. Bunları belli bir siyasi heyete, bu işten sorumlu siyasi zata yıkarak çözme şansımızda yoktur. Bunların sorumluluğu bakidir, bunların sorumluluğu elbette en evveldir, ama bu tek başına yetmiyor, güvenlik güçlerinden yargısına, eğitimcisinden öğrencisine, iş adamından iş hayatından toplumun her kesimine varıncaya kadar belli ki, bu manada bir seferberliğe ihtiyaç var. Bu anlamda değerlendirebilirsek ne ala.

Ama sadece bugüne kadar olduğu gibi sadece ilmihal bilgileri ile bu işleri geçirecek isek, o takdirde istenilen sonuç elbette hâsıl olmaz. Bunlar bizim asgari görevlerimiz namaz kılmak, hacca gitmek, ama öbür tarafta asıl yapılması gereken işleri unutup, yani kendi hayatımda çok gördüm bunları, -söylemek ne kadar doğru bilemem-, epeydir görünmüyordun, neredeydin diyorum, umredeydim, 21. defa umreye gittim diyor. Hoş geldin, niye geldin! Çevre Bakanlığında ihale var diyor, oradakiler sizin tanıdığınız!... Şimdi umre ve ihale, demek ki, İstanbul a gider gibi gitmiş Ahmet veya Mehmet efendi. Biraz bu işlere bakalım.

Sizin bu yöndeki çabalarınızı gördüğüm için buraya geldim, şu lafları söyleyecek toplum bulmakta da ben cidden zorlanıyorum.

Değerli kardeşlerim, Allah sizden razı olsun, ne iyi ettik de buraya geldik, çok şükür filan yani, herkes bu şekilde serinletecek su istiyor, ama suyun kendisi kirli, buna dikkat etmemiz gerekiyor.

Tabii Ramazan iftarından sonra çok uzun konuşmak çok da doğru değildir, diyorum. Bu vesile ile hissiyatınız için hepinize teşekkür ediyorum, inşallah elbirliği ile bir çıkış yolu bulacağız, ama şuna emin olun inancımızın gereği odur. Allah hiç bir nefse, hiç bir topluma taşımayacağından fazlasını yüklemez. Şu anki sorunlar taşıyamayacağımız, çözemeyeceğimiz sorunlar değil. Bu Allah’ın adaletine aykırıdır, taşıyamıyorsa, çözemiyorsa bu bizim acizliğimizden, bu bizim bilgisizliğimizdendir, bu bizim birçok İslami hasletleri, hususiyetleri devreye sokmamış olmamızdan kaynaklanır. Allah bu milleti hayırlı eylesin hayırlara vesile eylesin. Teşekkür ederim.

 

Fotoğraf Galerisi: